Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2012/27060 E. 2012/26920 K. 27.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/27060
KARAR NO : 2012/26920
KARAR TARİHİ : 27.11.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı asıl .. ile vekili avukat . geldi, karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, davalı şirketle imzalamış oldukları 31.1.2008 tarihli “İş ve İş Ekipmanları Ortaklık Sözleşmesi” ile, piyasada zemin etüdü, sondaj ve benzeri işlerle ilgili olarak birlikte çalışmaya başladıklarını, sözleşmenin 4.maddesine göre davalı şirkete ait olan…. plakalı araçlar ile 2006 model 497 şasi numaralı saly marka karavanın %50 hissesine ortak olduğunu, yine sözleşmenin 5.maddesinde de, yapılan işler nedeniyle gelir ve giderlerin taraflar arasında %50 oranında paylaşılacağının kararlaştırıldığını, 2008 Eylül ayında yapılan hesaplamada, davalı şirketten 141.000 TL alacaklı olduğunun belirlendiğini, bundan kısa bir süre sonra da ortaklığın fiilen sona erdiğini, alacak ve haklarının ise ödenmediğini, bu durumda 4 …. plakalı araçlar ile 2006 model 497 şasi nolu saly marka karavanın ve ayrıca tüm faturalı ve faturasız işlerin %50 hisse bedelinin, yine dava dilekçesinin 6 no’lu bendinde sayılan ekipmanların aynen iadesi, mümkün değilse bedellerinin davalıdan tahsilinin gerektiğini ileri sürerek, tüm bu talepleri için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000 TL’nin ortaklığın fiilen bitiş tarihi olan 30.9.2008 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile şirket arasındaki sözleşmenin, adi ortaklık amacıyla hazırlanarak imza altına alındığını, ancak hiçbir zaman hayata geçmediğini, davacının 12.10.2006 tarihinde şirkette sigortalı işçi olarak çalışmaya başladığını, 24.01.2009 tarihinde ise işyeri ile ilişiğinin kesildiğini, davacının bu süre içinde hiçbir şekilde şirkete ortak olmadığını, şirket karar defterinde de bu konuda alınmış bir karar bulunmadığını, davacının menkul araçlar üzerindeki hak iddiasının da yersiz olup, araçların şirkete ait olduğunu, ortaklıkla bir ilgisinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, “taraflar arasında ortaklık sözleşmesi akdedilmiş ve bu sözleşmenin 4.maddesine göre, araçlar üzerinde davacının %50 hissedar olduğu belirtilmişse de, araçların davalı adına kayıtlı olduğu, davacının davasını ispat edemediği, her ne kadar sözleşme imzalanmış olsa da hayata geçirilmediği, tarafların ortak iş yapmadığı” belirtilerek, davanın ispat edilemediği gerekçesiyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı şirketle aralarında kurmuş oldukları adi ortaklığın fiilen sona erdiğini belirterek, ödenmeyen kar payı ve diğer hak ve alacaklarının tahsilini istemiş, davalı ise taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi düzenlenmişse de, ortaklığın fiili olarak faaliyete geçmediğini, bu nedenle davacının kendisinden herhangi bir talepte bulunamayacağını savunmuştur. Taraflar arasında, 31.1.2008 tarihli “İş ve İş Ekipmanları Ortaklık Sözleşmesi” başlıklı adi ortaklık sözleşmesi düzenlendiği uyuşmazlık konusu olmayıp, sözleşmede, davacı ve davalının %50 oranında ortaklık kurdukları, plakası belirtilen davalı şirkete ait araçlar ve karavana üzerinde davacının %50 hissesinin bulunduğu, yapılan işlerden kazanılan gelirlerin %50 oranında paylaşılacağı, masraf ve giderlerin de yine taraflarca %50 oranında karşılanacağı açıkça yazılıdır.
İmzası davalı tarafından inkar edilmeyen bu sözleşme gereğince taraflar arasında Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin meydana geldiğinin kabulü gerekir. Davalı şirkete ait defterlerde bu konuda alınmış bir karar bulunmaması, dava konusu araçların davalı adına kayıtlı bulunması da, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmadığını göstermez. Zira 31.1.2008 tarihli sözleşme gereğince ortaklık, tarafların dış ilişkide ortak olarak görünmediği bir iç ortaklık tarzında oluşmuştur. Bu itibarla adi ortaklık ilişkisi sebebiyle davacının, ortaklığa yönelik davalıdan talepte bulunabileceği kabul edilmelidir.
O halde davacının dava dilekçesindeki talebi, ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsadığına göre, mahkemece ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, tasfiyenin de bizzat yaptırılması gereklidir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir.
Açıklanan bu hukuki olgular karşısında taraflar arasında adi oraklığın başladığı tarihten, fiilen sona erdiği tarihe kadar ortaklık tarafından yapılan işler, bu süre zarfında ortaklığın gelir ve gider durumu, aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli, ortaklığı yöneten ve idareci ortak olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanların satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek, ortaklığın hayata geçirilemediğinden bahisle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 27.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.