YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4717
KARAR NO : 2012/11014
KARAR TARİHİ : 24.04.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALI-DAVACI : … vekili avukat …
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … … ile davacı …’nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı avukatın, dava dışı … A.Ş.’den, hizmet akdi nedeniyle hak etmiş olduğu alacaklarının tahsili amacıyla, … 6. … Mahkemesinin 2005/485 esas sayılı dosyası üzerinden kendisine vekaleten dava açtığını, söz konusu davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 300,00 TL’nin tahsili isteminde bulunulduğunu, daha sonra ıslahla talep miktarı artırılmışsa da, mahkemece karşı tarafça ileri sürülen zamanaşımı itirazı kabul edilerek, sadece 300,00 TL üzerinden hüküm kurulduğunu, bu şekilde davalı avukat tarafından bakiye alacağının zamanaşımına uğramasına sebebiyet verildiğini ileri sürerek, uğramış olduğu maddi zararlar nedeniyle, şimdilik 20.185,00 TL ile, söz konusu davada reddedilen alacak miktarı üzerinden karşı taraf lehine hükmedilen 1.634,00 TL vekalet ücretinin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, açılan davanın bizzat davacı asil tarafından takip edildiğini, vekil olarak herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiş, açmış olduğu karşı dava ile de, davacının kendisine yönelik haksız azil ve şikayetleri nedeniyle vermiş olduğu manevi zararlara karşılık 100,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davacı-karşı davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, kararın gerekçe bölümünde, “alınan bilirkişi raporu gereğince asıl davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karşı dava yönünden ise, … yoğunluğu nedeniyle kısa kararda hüküm kurulmadığından, kısa karara ters düşmemek bakımından gerekçeli kararda da herhangi bir hüküm kurulmadığı” açıklanmış, kararın “Hüküm” fıkrasında ise, “davanın kısmen kabulüne, 15.250,79 TL asıl alacak, 5.331,22 TL birikmiş faiz olmak üzere toplam 20.582,01 TL alacağın, 5.046,28 TL’lik kısmına dava tarihinden itibaren yasal
faiz ve 10.254,51 TL’lik kısmına yine dava tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla isteğin reddine, karşı davada manevi tazminatın unsurları oluşmadığından reddine” karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-6100 sayılı HMK’nun 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nun 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nun 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir.
Somut olayda kısa kararda sadece asıl dava ile ilgili hüküm kurulmuş, karşı dava ile ilgili herhangi bir hüküm kurulmamış, kararın gerekçe kısmında ise, “karşı dava ile ilgili olarak da karar vermek gerekmiş ise de, … yoğunluğu nedeniyle kısa kararda hüküm kurulmaması nedeniyle, kısa karara ters düşmemek bakımından gerekçeli kararda da karşı dava yönünden herhangi bir karar verilmediği” belirtilmiş, buna rağmen kararın hüküm fıkrasında, “karşı davada manevi tazminatın unsurları oluşmadığından reddine” şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu şekilde kısa karar ile kararın gerekçesi ve hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılmıştır. Bu husus, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm fıkrasının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup mahkemece, 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas ve 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak kısa karar ile gerekçeli karar ve hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilebilmesi için usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulması gereklidir.
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, (2) no’lu bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 305.75. TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 24.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.