YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/36019
KARAR NO : 2015/33006
KARAR TARİHİ : 12.11.2015
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı-karşı davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava açması ve takip etmesi için davalı avukatı vekil tayin ettiğini ve 3000 TL vekalet ücreti ödediğini, ancak davalının davayı açmadığını ve işi sürüncemede bıraktığını, davalıyı bu nedenle azlettiğini ileri sürerek ödediği 3000 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiş, karşı davasında ise haksız olarak azledilmesi nedeniyle 8000 TL manevi tazminat ile 3100 TL vekalet ücreti ve masraf alacağının tahsilini istemiştir.
Mahkemece, dairemiz bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalı-karşı davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 4000 TL’nin davacı-karşı davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine, diğer istemler yönünden verilen hüküm kesinleştiğinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Anayasanın 141/3 maddesinde “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 298/2. maddesine göre; Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Açıklanan bu hükümler en başta yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir ve emredici hükümlerden olup “Kamu Düzeni” amacı ile vaz’edilmişlerdir. Bu hükümlerle getirilen anılan biçim koşulları hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamak amacını taşımaktadır. Aksı hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Görülmektedir ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de açık ve net çözümler bulmak, anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzen ve barışının sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Taraflar ancak gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi Yargıtay denetimi de ancak kararın gerekçe içermesi halinde mümkün olacaktır. İşte bu nedenledir ki, kararın gerekçesinde hangi maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğinin açıklanması halinde ancak, HMK.nun 298. maddesine uygun bir kararın varlığından söz edilebilecektir. Gerek Anayasamız, gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin nihai amacı da bulunur.
Adil yargılanma hakkının içinde barındırdığı temel haklardan olan ve dayanağını insan onuru ile eşitlik ilkesinden alan, hukuki dinlenilme hakkının üç unsuru vardır. Bunlar, tarafların yargılama konusunda bilgilenme hakkı, yargılama ile ilgili açıklama ve ispat hakkı, bu açıklamaların mahkemece dikkate alınıp değerlendirilmesi yükümlülüğüdür. Gerekçe özellikle tarafların yargılamada dikkate alındığının, açıklama ve delillerinin değerlendirildiğinin bir göstergesidir.
Kararın gerekçeli olması hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de bir gereğidir. Zira, mahkemenin keyfilikten uzak şekilde, hukuka ve kanuna uygun karar verip vermediği ancak gerekçeden anlaşılabilir. Bu sebepledir ki, Anayasa’da kararların gerekçeli olması özel olarak vurgulanmıştır.
Yukarıda açıklanan hukuki olgular ışığında temyize konu kararın incelenmesinde, davalı-karşı davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabul edilmesine rağmen, tarafların ileri sürdükleri delillerin değerlendirmesi ve tartışmasının yapılmadığı, sorumluluk doğuran ve manevi tazminatı gerektiren fiil ve eylemlerin değerlendirilmediği, kabulün nedenleri konusunda gerekçelendirme yapılmadığı ve bu bağlamda manevi tazminatın kabulüne dair gerekçe oluşturulmayarak Anayasanın 141/3. ve 6100 sayılı HMK.nun 298/2. maddesine aykırı davranıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece değinilen bu yönlere aykırı davranılarak ve manevi tazminat hususunda gerekçe gösterilmeyerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numarılı bentte açıklanan nedenlerle: davacı-karşı davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan kararın davacı-karşı davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.