Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/39579 E. 2015/32370 K. 09.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/39579
KARAR NO : 2015/32370
KARAR TARİHİ : 09.11.2015

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki konut kredisi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı, asıl ve birleşen dava ile murisi …’nın 17.09.2010 tarihinde, 95.000,00 TL miktarlı ve 120 ay vadeli konut kredisi kullandığını, vefat ettiği 24.05.2013 tarihine kadar ödemelerini düzenli yaptığını, ilk yıl hayat sigortasının yapıldığını, sonraki yıllarda davalı bankanın ve davalı sigorta şirketlerinin aralarındaki sözleşme gereğince sigortayı yenileme yükümlülüğü olduğu halde yenilemediklerini bu nedenle bankanın ve sigorta şirketlerinin kusurlu davrandığını ileri sürerek murislerinin hayat sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, öncelikle davanın husumetten reddinin gerektiğini kaldı ki bankanın hayat sigortası yaptırma yükümlülüğünün bulunmadığını, taraflar arasındaki kredi sözleşmesine göre bu yükümlülüğün kredi kullanana ait olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece,sigorta sözleşmesinin yalnızca ilk yıl için yapılıp daha sonraki yıllarda yenilenmediği, bu sebeple sigortanın yenileneceği konusunda muris nezdinde bir güven oluşturmadığı ve …. ile yalnızca kredi kart borcunu teminat altına alan hayat sigortası yapıldığından bahisle davanın … yönünden husumet nedeniyle reddine, … ve … yönünden esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı murisi ….’nın 17.09.2010 tarihinde 120 ay vadeli, 95000,00 TL ‘lik konut kredisi kullandığını, murisin 24.05.2013 tarihinde öldüğünü, kredinin kullanımı sırasında 2010-2011 dönemi için bir kez hayat sigortasının yapıldığını, bir yıllık sigortanın bitiminde sigortanın davalı banka tarafından yenilenmediğini, aralarındaki sözleşmeye göre hayat sigortasının yenilenmesi sorumluluğunun Bankaya ve sigorta şirketlerine ait olduğunu ileri sürerek, murisin ölüm tarihinde konut kredisi hayat sigortasının yürürlükte olduğunun tespiti talepli olarak eldeki davayı açmıştır.Uyuşmazlık bir yılık kredi hayat sigortasının bitiminde bankanın sigortayı yenileme ve sigortalıya bildirimde bulunma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Uyuşmazlıkla ilgili mevzuat ve sözleşme hükümleri incelendiğinde; 17.1.2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 1.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar uygulama Esasları Yönetmeliği”nin “Amaç” başlıklı bölümünde, “Bu Yönetmeliğin amacı, kredi kuruluşları tarafından verilen kredilerle bağlantılı olan zorunlu ve ihtiyari sigorta ürünlerinin sunumunda birlik ve güvenilirliği sağlamak, sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerini korumak ve verilecek hizmete ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” denilmekte, “Kapsam” başlıklı bölümünde ise, “Bu Yönetmelik, Türkiye’de faaliyet gösteren her türlü kredi kuruluşunun sağladığı kredilerle bağlantılı yaptırılan ihtiyari ve zorunlu sigortaları ve bu sigortalar dahilinde verilecek teminatları kapsar.” denildikten sonra aynı Yönetmeliğin “İhtiyari Sigortalar” başlığında düzenlenen, 6. maddesinin 2. fıkrasında da, “İhtiyari sigortalarda, kredi süresi içerisinde yenileme sorumluluğu kredi kullanana, yenilemeye ilişkin bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğu ise kredi kuruluşuna aittir.” denilmektedir.Davacının murisi ile davalı banka arasında imzalanan sözleşmenin 9/5-2. maddesinde ise, ” Müşteri açılan kredi sebebiyle bankanın uygun göreceği bedel ve şartlarda ferdi kaza sigortası, hayat sigortası yaptıracağını, süresi biten poliçeleri yenileyeceğini,hayat sigortası bulunması halinde ilgili sigorta poliçesinde Bankanın dain ve mürtehin olarak gösterilmesi yönünde gerekli değişikliği yaparak poliçeyi bankaya teslim edeceğini, bankanın bu sigortalarla ilgili prim tutarlarını müşterinin banka nezdindeki hesaplarından re’sen tahsile yetkili olduğunu, vefat halinde sigorta şirketince ödenecek tazminattan o tarihteki bankaya olan borcun mahsubundan sonra kalacak olan meblağın kanuni mirasçılarına ödenmesini beyan, kabul, ve taahhüt eder” hükmü bulunmaktadır. Kredi sözleşmesi nedeniyle hayat sigortası yapılmasındaki amaç, Banka yönünden kredi borcunun teminat altına alınması olduğu kadar, belli bir prim borcu getirmekle birlikte, sigortalının da bunda menfaatinin olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde, her iki tarafın da hak ve menfaatlerinin gözetilip korunması esas alınmalıdır. Nitekim, kredi sözleşmeleriyle bağlantılı sigortaların yapılması halinde sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla çıkarılan, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”, 17.1.2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 1.2.2009 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Her ne kadar, sözleşmenin 9.5 maddesi hayat sigortası konusunda davalı Bankaya değil, kredi borçlusuna yükümlülük getirildiği anlaşılmakta ise de, yine az yukarıda sözü edilen Yönetmeliğin ilgili hükmü gereğince de, kredi süresi içerisinde sigorta poliçesini yenileme sorumluluğu kredi kullanana ait olmakla birlikte, yenilemeye ilişkin bildirim Yapma ve bilgilendirme sorumluluğunun da kredi veren Bankaya ait olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda, daini mürtehin sıfatına sahip, kredi veren kuruluş olan ve aynı zamanda sigorta şirketinin acentesi olan davalı Bankanın, 12.05.2010 tarihinde sona eren davacnın murisine ait kredili hayat sigortasının yenilenmesi için en azından muhatabına bildirim yapmak suretiyle kredi borçlusunu konu ile ilgili bilgilendirmesi, asgari özen yükümlülüğünün bir sonucu olduğu gibi, Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarının da bir gereğidir. Bu nedenle davacının uğradığı zarar nedeniyle tarafların müterafık kusurlu oldukları sonucuna varılmalıdır. O halde mahkemece davacının murisinin ve davalı bankanın kusur oranları takdir edilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 09/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.