Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/25618 E. 2015/33180 K. 16.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/25618
KARAR NO : 2015/33180
KARAR TARİHİ : 16.11.2015

… vekili avukat …. ile 1-…, 2-…, 3-… vekili avukat …., 4-… aralarındaki dava hakkında …. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 29/11/2012 gün ve 2011/366-2012/558 sayılı hükmün Dairemizin 26/12/2013 tarih ve 2013/3666-2013/32892 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalılar avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.

KARAR

Davacı, kurumlarına bağlı …..’ndeki özel hizmet alım işini ihale ile davalıların aldığını,davalıların işçisi olan dava dışı …’ın işçilik alacaklarının tahsili için açtığı dava ve yaptığı takip sonucu 20.605,06TL ödediklerini ileri sürerek, fazlası saklı kalmak üzere 20.605,06TL’nin faiziyle birlikte sorumlulukları oranında davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalı …., davaya cevap vermemiş, diğer davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davalı ….. hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine,diğer davalılar yönünden davanın kabulüne dair verilen kararın davacı ve bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, hüküm, Dairemizin 26.12.2013 tarih, 2013/3666 Esas,2013/32892 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiş, davalılar …., … ve … bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1-Dosyadaki yazılara mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK’nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirisine uygun olmayan ve aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan davalıların sair karar düzeltme isteğinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, asıl işveren davacı kurumun, davalı şirketler tarafından çalıştırılan işçinin işçilik alacaklarının tahsiline dair açmış olduğu dava sonucu verilen kararın infazına yönelik yapılan icra takibi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6. Maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” Hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da taraflar arasında asıl işveren- alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, davalılar ile birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. İç ilişkide (alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki ilişkide) ise, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda taraflar kendi aralarında sözleşme yapabilirler. Nitekim Borçlar Kanununun 146. Maddesinde düzenlenen, “Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteseselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almaya mecburdur. Hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ödeme ile diğerlerine rücu hakkını kazanır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil sorumlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Somut uyuşmazlığa konu dava dışı işçi ….’ın çalıştığı dönemin 09.08.2001 ve 31.12.2009 tarihleri arasını kapsadığı, ancak davacı ile davalı bir kısım şirketler arasında 01.01.2007-31.12.2009 tarihleri arasını kapsayan döneme ilişkin hizmet sözleşmelerinin 37.3 ve 36.3 maddelerinde işçilik haklarından sorumluluğa ilişkin olarak davalı yüklenici şirketlerin sorumlu olduğunun düzenlendiği anlaşılmaktadır. Tarafların serbest iradeleri ile düzenlediği bu sözleşme hükümleri bağlayıcıdır. Davalı yüklenicilerin sorumlu olduğuna dair hüküm bulunan bu dönemler yönünden davacının ödediği kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti bedellerinden davalı yüklenicilerin dönemlerine karşılık gelen miktarın tamamından davalıların sorumlu olduğu kabul edilmelidir.
Taraflar arasındaki 01.01.2007 öncesine ait sözleşmeler yönünden ise, kıdem tazminatı ile yıllık izin ücretlerinden davalı yüklenicilerin sorumlu olacağına dair hüküm bulunup bulunmadığı değerlendirilerek,sözleşmelerde bu yönde hüküm bulunmayan hallerde her bir yüklenicinin sorumlu olduğu döneme ilişkin kıdem tazminatının yarısından asıl işveren konumundaki davacının,diğer yarısından davalı yüklenicilerin sorumlu olduğu,yine yıllık izin ücretleri yönünden yıllık izinlerin dava dışı işçi tarafından kullanılmadığı dönemler yönünden dava dışı işçiyi çalıştıran davalı yüklenicilerin kendi dönemleri itibariyle yarı oranında sorumlu olduğu, ihbar tazminatının tamamından ise davalı yüklenici …’nin son işveren olarak sorumlu olduğu gözetilerek bu yönde yapılacak inceleme sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanlış değerlendirme ve eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmakla, mahkeme kararının ayrıca bu nedenle de bozulması gerektiği ancak zuhulen bu hususlara dair bir bozma kararı verilmediği bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmıştır. Karar düzeltme talebinde bulunan davalı şirketlerin bu husustaki karar düzeltme taleplerinin açıklanan nedenlerle kabulüne bu hususun dairemizin 26.12.2013 tarih, 2013/3666 Esas,2013/32892 Karar sayılı kararına ayrı bir bent olarak eklenmesine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenle davalı şirketlerin sair karar düzeltme taleplerinin reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalı şirketlerin karar düzeltme taleplerini kabulü ile, dairemizin 26.12.2013 tarih, 2013/3666 Esas,2013/32892 Karar sayılı bozma ilamına 3.bent olarak eklenmek suretiyle kararın BOZULMASINA, peşin alınan 52,40 TL harcın istek halinde iadesine, 16/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.