YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/17788
KARAR NO : 2011/1565
KARAR TARİHİ : 27.10.2011
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan sanık …’in yapılan yargılaması sonucu; atılı suçtan mahkûmiyetine dair Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 04.12.2007 tarih ve 2007/667 Esas, 2007/788 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan …’un beyanlarında sanığın eve gelip kızı olan mağdureyi alarak evinden çıktığını ifade ettiği ve annesinin mağdurenin nerede ve kiminle olduğunu suç tarihinde bildiği, 5327 sayılı Kanunun 234/3. maddesinin genel gerekçesinin “….Çocuğun evi terk etmesinin ana ve babada büyük bir tedirginlik oluşturduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Belirtilen gerekçelerle Türk Ceza Kanununun ‘Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması’ başlıklı 234. maddesine, kanuni temsilcinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu rızasıyla da olsa yanında tutan kişiye çocuğun ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmek yönünde bir yükümlülük yükleyen ve bu yükümlülüğe aykırı davranışı suç olarak tanımlayan bir fıkra eklenmiştir” şeklinde olduğu, genel gerekçeden de anlaşıldığı üzere kanun maddesinin konuluş amacının evi terk eden çocuğun kimin yanında ve nerede olduğunu bilmeyerek tedirginlik yaşayan ailenin, çocuğu yanında bulunduran kişi tarafından ailesine veya kolluğa haber verilmesi sureti ile tedirginlik halinin kaldırılması olduğu, dosyada bulunan katılanın beyanlarından mağdur çocuğun ailesinin, çocuğun nerede ve kimin yanında bulunduğunu bildiklerinin anlaşılması nedeniyle atılı suçun tipiklik unsurunun oluşmadığı, mağdurenin yaşı, eylemin rızası ile gerçekleşmesi nedeniyle fiilin başka bir suçu da oluşturmayacağı gözetilerek beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması,
Kabule göre de;
Kurulan hükümde 5237 sayılı TCK.nun 234/3. maddesi uyarınca belirlenen temel cezada, en üst sınırdan cezalandırma gerekçeleri gösterilmeden sadece “takdiren ve teşdiden” denerek TCK.nun 61 ve CMK.nun 230. maddelerine aykırılık yapılması,
Sanığa ait adli sicil kaydındaki erteli para cezasına ilişkin mahkûmiyetine ait suçu işlediği zamanda 18 yaşından küçük olduğu, 3682 sayılı Adli Sicil Kanununun 8/1-b ve (d) madde ve fıkraları uyarınca silinme koşullarının gerçekleşmesine rağmen 5271 sayılı CMK.nun 231. maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun karar yerinde tartışılmaması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle sanık hakkında kurulan hükmün CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.