YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/6165
KARAR NO : 2012/10475
KARAR TARİHİ : 31.10.2012
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar … ve …’in yapılan yargılamaları sonunda; atılı suçtan beraatlerine dair … 1. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 18.01.2008 gün ve 2006/284 Esas, 2008/14 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtayca incelenmesi katılan vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 31.10.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Mağdure 15-18 yaş grubu arasında bir çocuktur. Sanığın tehditle mağdureyi kaçırdığından bahisle TCK.nın 109/2. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış, yerel mahkemece mağdurenin zorla kaçırıldığına dair yeterli delil bulunmadığından dolayı sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. Dosyamızda mağdurenin zorla kaçırıldığına dair yeterli delil olmadığı da doğrudur.
Ancak, TCK.nın 234/3. maddesinde “kanuni temsilcinin bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denilmektedir. Bu maddeye uygun şekilde, 15-18 yaş grubu arasında bulunan ve çocuk sayılan mağdurenin velâyet … sahibi anne ve babasının bilgisi ve izni dışında evi terk ettiği, kendi rızası ile, sanık tarafından 2 gün boyunca bağ evinde tutulduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu haliyle madde de düzenlenen çocuğun alıkonulması suçu oluşmuştur. Sanığın ek savunması alınarak TCK.nın 234/3. maddesi uyarınca cezalandırılması gerekirken beraatine karar verilmesi isabetli değildir.
Mağdurenin 15 yaşından küçük olması halinde mağdurun rızasının önemi bulunmadığından böyle bir olay TCK.nın 109/1’de düzenlenen suçu oluşturabilirdi. Ancak olayımızda mağdure 15-18 arasında olup şahsa bağlı hakları kullanabileceğinden rızasının bulunması nedeniyle TCK.nın 109/1’deki suç oluşmayacaktır. Yine tehdit ve cebir bulunmadığı için TCK.nın 109/2’deki suç da oluşmayacaktır. Yasa koyucu, 15-18 yaş arasındaki çocuklar için oluşan bu boşluğu gidermek ve velâyet hakkını koruyabilmek için 06.12.2006 tarihinde TCK.nın 234/3. maddesi düzenlemesini yapmış, böylelikle velâyet altındaki ve yetiştirme yurtlarındaki 15-18 yaş arasındaki çocukların korunması ve ailelerin gözetim ve bakım haklarını kullanabilmeleri için, kurumunu ve ailesini terk eden çocukları, çocuğun rızasıyla da olsa, yetkili makamları ve ailesini haberdar etmeksizin yanında tutan kişilere ceza verme yolu açılmıştır.
Türk Medeni Kanununun 339 ve devamı maddelerde ana babaya çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini sağlamak, koruyup gözetmek yükümlülükleri yüklenmiş, bu yükümlülüklerin yerine getirilebilemesi için karşılığında bir takım hak ve yetkiler de verilmiştir. Örneğin TMK 339. maddeye göre çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür ve yine ana babanın rızası dışında evi terk edemez. Çocuk evi terk eder ve çocuğun rızası ile dahi olsa üçüncü kişiler çocuğu yanında tutarsa, Medeni Kanunun 339. maddesinin karşılığı olarak TCK.nın 234/3’deki suç oluşacaktır. Buradan da anlaşılmaktadır ki yasa koyucu çocukların beden ruh bakımından tam gelişmiş olamayacaklarını gözeterek, gerektiğinde çocuğun menfaati ve hatta çocuğa rağmen yine çocuğu korumak için özel düzenlemeler getirmiştir.
TCK.nın 234/3. maddesinde “kanuni temsilcinin bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini ve ya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmündeki “ana baba haberdar edilmeksizin” tabirinin sadece ana babaya haber vermek olmadığı, bunun aynı zamanda ana babanın zımni veya açık izin veya rızasını almak olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Medeni Kanunun 339. maddesinde çocuğun, ana babasın sözünü dinlemekle yükümlü olduğu, izinsiz evi terk edemeyeceği düzenlemekte ve TCK.nın 234. maddesinin 3. fıkrasında ana babayı haberdar etmek tabirinden önce “kanuni temsilcinin bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ..” tabirleri gelmekte olup 2006 yılında maddenin yeniden düzenleniş amacı birlikte değerlendirildiğinde; maddede ki haberdar etmek kelimesinin en azından bilgiyi vermek ve bilgi verilmesinden sonra itiraz edilmemesi, karşı çıkılmaması, tıp literatüründe bilgilendirilmiş onam denilen bir onayın alınması şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Zira bunun aksi bir uygulama ve yorum halinde, 15-18 yaş arası bir çocuğun velisine veya yetiştirme yurdundaki yetkilisine haber verdikten sonra çocuğunda rızası varsa velâyet … sahibi ana baba veya yetkili onaylamazsa dahi sanıkların çocuğu yanında tutmalarına devam edilebilecekleri ve bunun da suç olmadığı anlamına gelir ki yasal düzenleme asıl bu durumu ortadan kaldırmak için yapılmıştır.
Kaldı ki olayımızda onay ve izin alma bir tarafa, düz anlamıyla dahi ana babaya verilen hiçbir haber yoktur. Açıklanan bu nedenlerle TCK.nın 234/3’deki suçun oluştuğu kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.