YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/3443
KARAR NO : 2012/9746
KARAR TARİHİ : 10.10.2012
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık …’ın yapılan yargılaması sonunda; atılı suçtan mahkûmiyetine dair Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 11.05.2010 gün ve 2010/41 Esas, 2010/155 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Hükümden sonra sanık tarafından dosyaya sunulan Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2012 gün ve 2011/351 Esas, 2012/207 sayılı Kararı ile mağdurenin doğum tarihinin …, olarak düzeltildiği, bu durum Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden alınan mağdureye ait nüfus kayıt örneğinden de anlaşılmakla, reşit olmayan mağdureyi rızaen alıkoyma eyleminde 5237 sayılı TCK.nın 26/2. maddesinin “kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez” hükmü karşısında, düzeltilen yaşına göre 16 yaşı içerisindeki mağdureyi rızasıyla alıkoyan sanığın, aynı Kanunun 109. maddesi anlamında hukuka aykırı bir davranışından sözedilemeyeceği, rızanın fiili hukuka uygun hale getirdiği nazara alınarak, sanığın mağdureye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminden beraat kararı verilmesi lüzumu,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.10.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Mağdure 15-18 yaş grubu arasında bir çocuktur. Mağdure daha önce gönül ilişkisinin bulunduğu sanık ile anlaşarak kaçmışdır. Bu nedenle sanık hakkında TCK.nın 109/l, 3f ve 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası
açılmıştır. Yerel Mahkemece de sanığın sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemiz sayın çoğunluğunca, mağdurenin 15-18 yaş arasında olduğu ve eylemde rızasının bulunması nedeniyle suçun oluşmadığından bahisle TCK 26 maddesi dikkate alınarak mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Ancak, TCK 234/3 maddesinde “kanuni temsilcinin bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikayet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denilmektedir. Bu maddeye uygun şekilde, 15-18 yaş grubu arasında bulunan ve çocuk sayılan mağdurenin velayet … sahibi anne ve babasının bilgisi ve izni dışında evi terk ettiği, kendi rızası ile sanık ile kaçtığı, sanığın da böylece mağdureyi yanında tutmuş olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu haliyle maddede düzenlenen çocuğun alıkonulması suçu oluşmuştur. Sanığın eyleminin TCK 234/3. maddesindeki suçu oluşturduğunun kabulü ile ana babanın daha sonra duruşma aşamasında şikâyetinden vazgeçmesi dikkate alınarak CMK 223/8. maddesininin değerlendirilmesi için bozma kararı verilmesi gerekirken, sayın Dairemizce suçun oluşmadığından bahisle yerel mahkemenin mahkûmiyet kararının bozulmasına karar verilmesi isabetli değildir.
Mağdurenin 15 yaşından küçük olması halinde mağdurun rızasının önemi bulunmadığından böyle bir olay TCK 109/1’de düzenlenen suçu oluşturabilirdi. Ancak olayımızda mağdure 15-18 arasında olup şahsa bağlı hakları kullanabileceğinden rızasının bulunması nedeniyle TCK 109/1’deki suç oluşmayacaktır. Yine, tehdit ve cebir bulunmadığı için TCK 109/2’deki suç da oluşmayacaktır. Yasa koyucu, 15-18 yaş arasındaki çocuklar için oluşan bu boşluğu gidermek ve velayet hakkını koruyabilmek için 06.12.2006 tarihinde TCK.nın 234/3. maddesi düzenlemesini yapmış, böylelikle velayet altındaki ve yetiştirme yurtlarındaki 15-18 yaş arasındaki çocukların korunması ve ailelerin gözetim ve bakım haklarını kullanabilmeleri için, kurumunu ve ailesini terk eden çocukları, çocuğun rızasıyla da olsa, yetkili makamları ve ailesini haberdar etmeksizin yanında tutan kişilere ceza verme yolu açılmıştır.
Türk Medeni Kanununun 339 ve devamı maddelerde ana babaya çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini sağlamak, koruyup gözetmek yükümlülükleri yüklenmiş, bu yükümlülüklerin yerine getirilebilemesi için karşılığında bir takım hak ve yetkiler verilmiştir. Örneğin, TMK 339. maddeye göre çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür ve yine ana babanın rızası dışında evi terk edemez. Çocuk evi terk eder ve çocuğun rızası ile dahi olsa üçüncü kişiler çocuğu yanında tutarsa, Medeni Kanunun 339. maddesinin karşılığı olarak
TCK.nın 234/3. madde düzenlemesindeki suç oluşacaktır. Buradan da anlaşılmaktadır ki yasa koyucu çocukların beden ruh bakımından tam gelişmiş olamayacaklarını gözeterek, gerektiğinde çocuğun menfaati ve hatta çocuğa rağmen yine çocuğu korumak için özel düzenlemeler getirmiştir.
TCK.nın 234/3. maddesinde “kanuni temsilcinin bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmündeki “ana baba haberdar edilmeksizin” tabirinin sadece ana babaya haber vermek olmadığı, bunun aynı zamanda ana babanın zımmi veya açık izin veya rızasını almak olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Medeni Kanunun 339. maddesinde çocuğun, ana babasın sözünü dinlemekle yükümlü olduğu, izinsiz evi terk edemeyeceği düzenlemekte ve TCK.nın 234. maddesinin 3. fıkasında ana babayı haberdar etmek tabirinden önce “kanuni temsilcinin bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ..” tabirleri gelmekte olup 2006 yılında maddenin yeniden düzenleniş amacı birlikte değerlendirildiğinde; maddedeki haberdar etmek kelimesinin anlamının en azından bilgiyi vermek ve bilgi verilmesinden sonra itiraz edilmemesi, karşı çıkılmaması, tıp literatüründe bilgilendirilmiş onam denilen bir onayın alınması şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Zira bunun aksi bir uygulama ve yorum halinde, 15-18 yaş arası bir çocuğun velisine veya yetiştirme yurdundaki yetkilisine haber verdikten sonra çocuğunda rızası varsa velayet … sahibi ana baba veya yetkili onaylamazsa dahi sanıkların çocuğu yanında tutmalarına devam edilebilecekleri ve bunun da suç olmadığı anlamına gelir ki yasal düzenleme asıl bu durumu ortadan kaldırmak için yapılmıştır.
Kaldı ki, olayımızda onay ve izin alma bir tarafa, düz anlamıyla dahi ana babaya verilen hiçbir haber yoktur. Açıklamasını yaptığım bu nedenlerle, TCK 234/3’deki suçun oluştuğu ancak şikâyete tâbi olan bu suç nedeniyle ana babanın yargılama aşamasında şikâyetinden vazgeçmesine bağlı olarak düşme kararı verilmesi gerekmekte olup sadece TCK 109/1’deki suçun oluşmadığına işaret eden TCK 234/3 kapsamında değerlendirmeyen görüşüne katılmıyorum.