YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/10858
KARAR NO : 2006/2350
KARAR TARİHİ : 03.03.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.10.2004 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 26.5.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, evveliyatı 1279 parsel olan taşınmazın gitti kayıtlarındaki vakıf şerhinin silinmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece istek hüküm altına alınmış ve kararı davalı … İdaresi temyiz etmiştir.
Bu tür davalarda vakıf türünün saptanması ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli parselde vakıf hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması gerekir. Uygulamada önemli olan vakfın ismine göre hareket etmek değil, niteliğinin yöntemine uygun biçimde belirlenmesidir. Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın çoğrafi konumu ve hukuki durumları birbirine emsal olamayacağından vakfın dava konusu parselle bağlantısı sağlanmadan bir başka dava sebebiyle verilmiş olan raporun eldeki dava içinde geçerli olacağı kabul edilemez. Kaldı ki, uygulama aynı vakfiye kapsamındaki bir kısım yerlerin sahih, bir kısmının ise gayri sahih kabilinden vakıf olabileceğini ortaya koymuştur. Bütün bu nedenlerle, mahkemenin başka davalar sebebiyle bilrikişice verilen rapora göre dava konusu taşınmazın da gayri sahih vakıf yerlerinden olduğunu kabul eden görüşünde isabet yoktur. Çünkü, az yukarıda söylendiği üzere her taşınmazın çoğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından keşif yapıp taşınmazlarla vakfiyenin ilişkisi bu suretle kurulmadığı sürece kesin bir kanaat belirtmek ve bir başka dava sebebiyle verilen rapora bakılarak yargıya varmak mümkün olmaz.
Ancak, evveliyatı 1279 parsel olan taşınmazın tapulama tesbiti 1955 yılında yapılmıştır. Tutanağına göre taşınmazın beyanlar hanesinde vakıf şerhi bulunmamaktadır. Her ne kadar şerhin tesbitten sonra hangi tarihte konulduğu tam olarak belli değilse de tesbit vakıf şerhsiz olarak kesinleşip, şerh tek taraflı işlemle bundan sonra konulduğundan Türk Medeni Kanununun 1027 maddesince sonradan ve tek taraflı işlemle konulan şerhin kaldırılması sonuç olarak doğrudur.
Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve dosya içeriğine göre davalı … İdaresinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan kararın gerekçesi HUMK.unn 438/son maddesince yukarıda açıklandığı şekilde değiştirilerek DÜZELTİLMESİNE, ve hükmün DÜZELTİLMİŞ BU ŞEKLİ İLE ONANMASINA, 3.3.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.