Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2005/11117 E. 2006/764 K. 02.02.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/11117
KARAR NO : 2006/764
KARAR TARİHİ : 02.02.2006

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.5.2005 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.9.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
Mahkeme davanın kabulüne karar vermiş, hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında Medeni Kanunun 684/1 ve 718/2. maddeleri uyarınca arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşulu ile yapılan şeyleri de kapsar. Bir başka anlatım ile ayrılmaz parça “mütemmim cüz” olan yapı ile zeminin ayrı düşünülmesi olanaksızdır.
Somut olaya gelince; elatmanın önlenmesi ve kal’i istenen yerin dosyada mevcut (Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/3-3 D.İş sayılı tesbit ve tedbir dosyası iş bu dosya içerisinde bsulunmamakla birlikte) 13.5.2005 tarihli teknik bilirkişi … …tarafından düzenlenen krokiye göre, 487 ada 5 parselde yapılan A harfli binanın, davacıya ait 487 ada 7 parsele tecavüzlü olan B harfi ile gösterilen 7, 53 metrekarelik balkon kısmı olduğu görülmektedir. Az yukarıda söylendiği gibi davacı parseline tecavüzlü bina gerçekte 487 ada 5 parsel de yapılmıştır. Tapu kaydına göre 487 ada 5 parsel sayılı taşınmaz isimleri yazılı dört kişi adına kayıtlı olmakla birlikte malikler arasında paylı mülkiyet mi yoksa elbirliği halinde mülkiyet mi olduğu kayıttan anlaşılamamaktadır. Ne var ki, paylı mülkiyet rejimine tabi
./..
2005/1117-2006/764 -2-
taşınmazda tüm paydaşlar arasında, payları karşığı intifalarına bırakılan kesimleri belirleyen kullanmaya ilişkin geçerliliği tartışılmayacak bağlayıcı bir anlaşma yoksa arzın mütemmim cüzü olan yapıda tüm paydaşların payları oranında mülkiyet hakkı bulunduğunun kabulü zorunludur. Daha açığı yıkım talebini içeren böyle bir davanın sadece yapıyı kullanan kişiye yöneltilerek görülme olanağı yoktur. Diğer yandan malikler arasında elbirliği halinde mülkiyet bulunduğu takdirde, bu tür mülkiyette mirasçılar arasında ortaklık bağı vardır. Medeni Kanunun 701-703 maddeleri uyarınca bu tür mülkiyetin “ortaklığın” tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan herbirinin eşya üzerinde doğrudan bir hakkı da yoktur. Bu anlatımın doğal sonucu olarak da mülkiyet bütünüyle ortakların tümüne aittir. Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil ortaktır. Yine bu tür mülkiyette işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Hal böyle olunca, yukarıdan beri açıklandığı gibi, 487 ada 5 parselin malikleri arasında gerek paylı, gerekse elbirliği halinde mülkiyet olsa dahi, her iki halde de davanın parselin tüm maliklerine yönetlilerek görülmesi gerekir. Mahkemece bu yönlerin gözetilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan, HUMK.nun 388 ve 389. maddeleri gereğince hüküm sonuçlarından her biri hakkında verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ile hakların birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak ve infaz edilebilir şekilde gösterilmesi gerekir. Aski halde, taraflar arasındaki uyuşmazlık giderilmiş olmaz ve yeni bazı çekişmelerin doğmasına sebebiyet verilir. Eldeki davada hüküm fıkrasında elatmanın önlenmesi ve kal’i istenen kesimler açıkça gösterilmeden davacının 487 ada 7 parselinin tamamına elatma varmışçasına yukarıda sözü edilen yasa hükümlerine aykırı biçimde karar verilmesi de doğru olmadığından hüküm bu nedenle de bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 2.2.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.