YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/11451
KARAR NO : 2006/894
KARAR TARİHİ : 07.02.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 26.10.2004 gününde verilen dilekçe ile tamliken tescil, mülkiyetin aidiyetinin tespiti ile tapuya tescil, karşı davada ise ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kıssen kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 7.7.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile karşı davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar 26.10.2004 tarihli dava dilekçesi ile davalılar ile müşterek malik oldukları 115 ada 5 parsel sayılı taşınmaza davalıların muvafakatı ile iyi niyetle bina yaptıklarını ileri sürerek Medeni Kanunun 724 maddesi uyarınca temliken tescil, mümkün olmadığı taktirde binanın kendileri tarafından yapıldığının tespiti ile bu hususun tapu kaydına şerh verilmesini istemişler; davalılar ise 27.12.2004 tarihli karşı dava dilekçesi ile elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemişlerdir.
Mahkemece temliken tescil isteminin reddine, taşınmaz üzerindeki binanın davacılar tarafından yapıldığının tespiti ile bu hususun tapu kaydına şerh edilmesine, karşı davanın on günlük yasal sürede açılmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Kararın davacı- karşı davalıların temyiz itirazları yönünden yapılan incelemesinde;
Medeni Kanunun 724 maddesi uyarınca tescile karar verilebilmesi için, yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başından sonuna kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı birleştirme kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gerekir. Davacılar taşınmaza bina yapılmasına davalıların ya da miras bırakanlarının yazılı olarak muvafakat edildiği kanıtlayamadıklarından somut olayda iyi niyet koşulu gerçekleşmemiştir. Bu nedenle temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
./..
-2-
2005/11451-2006/894
2- Davalı- karşı davacıların temyiz itirazları yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
a) Önceki Medeni Kanunda bir hüküm bulunmasa da, “Beyanlar” başlıklı 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 1012 madde hükmü “Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır. Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır” şeklindedir. Yasanın sözü edilen bu hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak alenileştirilmesinde fayda umulan hukuki ilişki ve fiili durum şeklinde tarif edilen her beyanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterebilme olanağı yoktur. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için ya Medeni Kanunda bir hüküm olması, veya özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi, yahut tapu sicil tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir.
Türk Medeni Kanunun 1012 maddesine göre, bir taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılması mümkündür. Önceki Medeni Kanundaki teferruat deyiminin karşılığı olarak yeni Medeni Kanunda kullanılan eklentiden maksat; asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel adetlere göre işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanımda birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır. (Medeni Kanunun m:856) Türk Medeni Kanunu uyarınca beyanlar sütununda gösterilebilecek diğer haklar ise, yasanın 748. maddesinde sözü edilen geçit haklarından sürekli olanlar, 755 maddedeki toprağın iyileştirilmesi işlemi yapılmak üzere taşınmaz maliklerinin alacakları kararlar, 710. maddedeki yetkili makamlarca belirlenmiş taşınmazın heyelan bölgesinde kaldığına dair beyanlardır. Özel kanunlar arasındaki 634 Sayılı Kat Mülkiyeti kanunu uyarınca da; her bağımsız bölüme ait eklentiler, yönetim planı veya yönetim planında sonradan yapılan değişiklikler ve kat mülkiyeti kanunun 41. maddesi gereğince yapılan işlemler, devre mülk esasına tabi taşınmazlarda devremülk hakkı, yine özel kanunlardan olan 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun değişik 7. maddesine göre korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenen taşınmazlar, 3194 Sayılı İmar Kanunun 11. maddesine göre ortaya çıkan işlemlerin sonucu, 3621 Sayılı Kıyı Kanununun 12. maddesinde öngörülen kıyı şeridinde yapılan yapıların durumu, 3226 sayılı Finanssal Kiralama Kanunun 8. maddesine göre Finanssal Kiralama sözleşmesine konu taşınmaz mala ilişkin sözleşmeler, 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemleri düzenleyen
./…
-3-
2005/11451-2006/894
yasa uyarınca hak sahibine tahsis beyanları, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanununun 15. maddesi uyarınca bir taşınmaza bağlı kooperatif ortaklığının cuz’i haleflere intikal edeceği hususu, ayrıca 2924 Sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine dair Kanunun 7. maddesine göre orman sınırı dışına çıkartılıp mülkiyeti kişilere devir edilen arazilerdeki mülkiyet takyitleri ve bu … bir araziyi zilyed olarak tasarruf edenlerin adları beyanlar hanesinde gösterilir.
Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesi hükmünce kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir. Az yukarıdaki bölümlerde gerek Türk Medeni Kanunun ve gerekse özel kanunların beyanlar sütununa nelerin yazımına cevaz verdiğinden söz edilmiştir. Tapu Sicil Tüzüğünün 61. maddesi uyarınca teferruatın mülkiyet hakkı sahibinin yazılı talebi üzerine beyanlar sütununda belirtilmesi olanaklıdır. Tüzüğün 62. maddesi Türk Medeni Kanununun taşınmaz mal sicilleri ile ilgili hükümlerine göre kurulmaları artık mümkün olmayan ayni hakların, 63. madde medeni hakların kısıtlanmasına ilişkin mahkeme kararlarının, 64. madde ise, işçi ve yüklenicinin işe başlama tarihi, inşaat ile ilgili sözleşmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilmesine olanak sağlamaktadır.
Gerek metni yukarda yazılan Türk Medeni Kanunun 1012. ve gerekse Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddelerinden görülmektedir ki, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilebilme olanağı yoktur. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde;
Davacı-karşı davacıların kademeli istemi, binanın kendileri tarafından yapılığının tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi istemine ilişkindir.
22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda, muhdesatdan, bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır. (Türk Medeni Kanunun m:722, 724, 729).
Tüm bu açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, taşınmaz üzerindeki binanın aidiyetinin tapu kaydının beyanlar hanesine şerh edilmesine olanak yoktur. Binanın davacılar tarafından yapıldığı hususunda taraflar arasında çekişme bulunmadığından ve ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle davacıların hukuki yararı bulunduğundan taşınmaz üzerindeki binanın davacılara ait olduğunun tespiti ile yetinilmesi gerekirken, ayrıca binanın davacılara ait olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi doğru değil ise de ; davalı- karşı
./….
-4-
2005/11451-2006/894
davacıların temyiz itirazlarını karşı davalarına hasren yaptıkları ve bu hususu temyiz nedeni yapmadıkları anlaşıldığından binanın davacılara ait olduğuna dair tapu kaydının beyanlar hanesine şerh edilmesi bozma nedeni yapılmamıştır.
b) Davalı-karşı davacıların karşı davaları yönünden yapılan temyiz incelemesinde ;
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 195. maddesinde “Davalı, ilk itirazları ile birlikte esas dava hakkındaki cevabını ve varsa karşı delillerini, dava dilekçesinin kendine tebliğinden itibaren on gün veya hakim tarafından bir süre tayin edilmiş ise o süre içinde mahkeme kalemine bildirmek ve bir örneğini de davacıya tebliğ ettirmek zorundadır.” hükmü öngörülmüştür. Karşı davanın da bu on günlük sürede açılması gerekir. Dava dilekçesi davalılara usulüne uygun olarak 20.11.2004 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalıların bu on günlük yasal süreden sonra 3.12.2004 tarihinde mahkemeye müracaatları üzerine cevap süresinin duruşma tarihine kadar uzatılmasına karar verilmiş, ve karşı davalarını bu süre içinde açmışlar ise de; yasada öngörülen on günlük süre kesin süre olup, bu süre geçtikten sonra verilen dilekçe üzerine cevap süresinin uzatılmasının yasal dayanağı bulunmadığından, karşı davanın süre yönünden reddi doğrudur. Tüm bu açıklamalar ışığında davalı-karşı davacıların temyiz itirazları da yerinde görülmediğinden reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) bentte yazılı nedenlerle davacı-karşı davalıların temyiz itirazlarının (2) bentte yazılı nedenlerle davalı-karşı davacıların temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlerden alınmasına, 7.2.2006 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
…