YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/1030
KARAR NO : 2006/5659
KARAR TARİHİ : 12.05.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.02.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 30.09.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteğinin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece dava reddedilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi tarafların birbirlerine olan karşılıklı güvenine dayanır. Borçlar kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve yasanın 390.ncı maddesinde… vekil müvekkiline karşı vekâleti hüsnüniyetle ifa ve mükelleftir… hükmüne yer verilmiştir. Bu anlatımın doğal sonucu olarak vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etmeye onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınmaya zorunludur. Somut olayda olduğu gibi malik vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınmışsa bu yetki bile vekile dürüstlük kuralına, sadakat ve özen borcuna aykırı davranarak makul sayılacak ölçüler dışına çıkıp satış yapabilme hakkını vermez.
Diğer taraftan vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanunun 3.ncü maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilemiyor ise vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında
bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı hakları etkilemez.
Eldeki davada vaad borçlusu davalı … vekili …. ile davacı vaad alacaklısı …’un baba oğul olduklarını, vekâletnamenin aslında intikal işlemleri yapılmak üzere düzenlendiğini, 1985 yılındaki vekâletnameye rağmen satışın 2001 yılında yapıldığı kaldı ki; kendisine satış bedeli ödenmediğini satış bedelinin de esasen düşük olduğu savunulmuş, mahkemece vekalet görevini kötüye kullanıldığı kabul edilerek dava reddolunmuştur.
Çekişmeli parsel uzun yıllardır davacı tarafından kullanılmaktadır. Köy gibi dar bir çevrede taşınmazın davacıya satıldığının bilindiği tanıklarca ifade edilmiştir. Satış vaadi sözleşmesi ile bilirkişinin bulduğu bedeller arasındaki farklılık vekilin hesap verme sorumluluğunu gerektirir ise de, davacıyı ilgilendirmez. Vekil ile davacının baba-oğul olmalarına da tek başına satış işleminin geçersizliği sonucunu meydana getirmez. Böyle olunca mahkemece davanın kabul edilmesi yerine somut olaya uygun delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek reddedilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.5.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.