YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/12756
KARAR NO : 2006/15095
KARAR TARİHİ : 14.12.2006
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.11.2005 gününde verilen dilekçe ile su arkı geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.07.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 2544 parsel sayılı taşınmaz malik tarafından 2542 parsel aleyhine mecra irtifakı istemi ile açılmıştır.
Davalı, kendisinin geçit ihtiyacı içinde olduğunu, davacının ihtiyacı olan su mecra irtifakı kabul edilirse taşınmazına giriş-çıkış yapamayacağını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiş,
Hükmü, davalı 2542 parsel maliki temyiz etmiştir.
Gerçekten, Tük Medeni Kanunun 744.maddesi uyarınca taşınmaz maliki zararın önceden ödenmesi koşuluyla su yolu, kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik, hat ve kablolarının başka yerden geçirilmeleri olanaksız veya aşırı ölçüde masraflı olduğu takdirde kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine katlanmakla yükümlüdür.
Somut olayda, davacı kuzeydeki mevcut beton kanalından taşınmazında bulunan alabalık üretim havuzlarının su ihtiyacını karşılamak üzere davalıya ait taşınmazın üstünden su yolu irtifakı kurulmasını istemiştir.
Bu tür davalar da, özünü Komşuluk Hukukundan alır. O yüzden Hukukun genel bir ilkesi olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesini sadece davacı açısından düşünmemek davalı savunması doğrultusunda da değerlendirmek gerekir. Şayet, savunulduğu gibi davacının istediği mecra
irtifakı davalının parselini mülkiyet hakkını kullanamaz hale getirecekse davanın dinlenme olanağı yoktur. Mahkemece, bu husus üzerinde durulmamış, gerekirse bilirkişi görüşüne başvurulmamıştır.
Diğer taraftan, geçit davalarında olduğu gibi mecra irtifakı tesisi davalarında da kesintisizlik kuralına bağlı kalınmalı, mecra kaynakla ihtiyaç sahibi parsel arasında kesintisiz kurulmalı, bu kesintisizliğin nasıl ve hangi araçlarla sağlanacağı bilirkişiye incelettirilmeli, hüküm yerinde de kararın infazının sağlanması açısından gösterilmelidir.
Bu durumda mahkemece, az yukarıda ortaya konan ilkeler doğrultusunda davacıya 2541, 2551, 2543, 2550 ve 2549 sayılı parseller aleyhine dava açmak üzere uygun bir süre verilmeli, açılacak dava eldeki dava ile birleştirilmeli, davacının mecra ihtiyacı arzusuna bağlı olarak değil tüm bu parseller üzerinden değişik alternatifler ortaya çıkartılarak değerlendirilmelidir. Şayet, yukarıda sözü edilen parsellerden maliki davacı olan parsel bulunursa kesintisizlik ilkesinin sağlanması için davacıya akdi mecra irtifakı kurmak üzere ayrıca mehil verilmeli, karar bundan sonra kurulmalıdır.
Bütün bu yönler bir yana bırakılarak esasen davacının Hukuka aykırı meydana getirip kullanmakta olduğu mecra yeterli sayılarak dava kabul edildiğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.12.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.