Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/13900 E. 2007/2212 K. 06.03.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/13900
KARAR NO : 2007/2212
KARAR TARİHİ : 06.03.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.5.2003 gününde verilen dilekçe ile yükleniciden alınan bağımsız bölümlerin tapusunun iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 6.7.2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 6.3.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Av…. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin yükleniciden satın alınması iddiasıyla açılan tapu iptali tescil isteğine ilişkindir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlar,
Mahkemece davacı tarafa verilen kesin süre içerisinde istenilen belgeler sunulmadığı, bu nedenle de davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle red kararı verilmiştir.
Hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Mahkemenin verilen kesin süre içerisinde davanın dayanağı olan satış vaadi sözleşmelerinin onaylı örneklerinin dosya içerisine sunulmadığı gerekçesiyle verdiği ret kararının yerinde olup olmadığının irdelenmesinden önce Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki sürelere ilişkin düzenleme ve kesin sürenin amacı hususu üzerinde kısaca durmak gerekir.

Süreler, kanun tarafından (Kanuni Süreler) tespit edildiği gibi hakim tarafından da tayin edilir (HUMK.m.159). Kanuni süreler, örneğin cevap süresi, temyiz süresi gibi kesindir (HUMK m.163,1-2) ve bu nedenle HUMK.unun 159. maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı yasanın 163. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Yargılama hukukunda egemen olan ilkelerden usul ekonomisi ilkesi gereğince, hakim bir davayı, makul süre içinde ve en az giderle sonuçlandırmak zorunda olduğundan bazen taraflara yapacakları işlemler gereği kesin süre verebilir (HUMK m.163-3)
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu nedenlerle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1-Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2-Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3-Yapılacak işlem veya işlemler teker teker, varsa masrafının miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4-Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Somut olayda; davacılar, dava konusu bağımsız bölümleri yükleniciden satın aldıklarını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuş, davanın dayanağı olan satış vaadi sözleşmelerinin onaylı bir örneğini de dilekçe ekinde sunmuşlardır. Mahkemece, davacıların dilekçesi ekinde sunduğu sözleşmelerin onaylı birer örneğini noterden getirmesi için elden takip yetkisi ile birlikte davacılar vekiline kesin süre verilmiştir. Kesin süreyi takip eden ilk oturumda sözleşmelerin dosya içinde olduğu, ancak hakim havalesi olmadığı için süresinde sunulduğunun saptanamadığı, bu nedenle de davanın, kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Dosyadan belirlenen tüm bu olguları az yukarıda açıklanan kesin süreye ilişkin ilkelerle birlikte değerlendirdiğimizde;
Öncelikle taraflar arasında dilekçe ekinde sunulan sözleşmelerin doğruluğu ve geçerliliği konusunda herhangi bir çekişme bulunmamaktadır. Diğer bir anlatımla, mahkemece sunulan belgelerle sonuca gitme olanağı vardır.
Ayrıca;
Kesin süre verilirken sürenin , yapılacak işlem ve duruşmanın atılı bulunduğu tarihle uyumlu olması gereklidir. Davacılar vekiline 17.2.2005 tarihli oturumda 20 günlük kesin süre verilmiş ve duruşma da 26.5.2006 tarihine ertelenmiştir. Kesin süre içinde yapılması istenen iş ile duruşma günü arasında bir başka işleme gerek yok ise, örneğin karşı tarafa tebliğ, keşif yapılması gibi, sürenin duruşma gününe kadar verilmesi gerektiğine değinmiştik. Burada, yargılama hukukuna egemen olan, uyuşmazlığın, kısa sürede, basit ve hızlı yöntemlerle çözüme ulaştırması amacıyla benimsenen usul ekonomisi ilkesinden hareketle, duruşma gününden önceki bir tarihin belirlendiğinin kabulünün anılan ilkeyle çeliştiği açıktır.
Kaldı ki; satış vaadi sözleşmelerinin onaylı bir örneğinin üst yazı ile dosyaya sunulduğu ve sunuluş tarihlerinin de kesin süre içinde olduğu hususu da sabittir. Belgeler üzerinde hakim havalesinin bulunmaması, duruşma gününde belgelerin dosya içine alınmasını temin için verilen kesin süreden istenen amaç hasıl olduğuna göre artık belgelerin süresinde sunulmadığının nedeni olarak kabul edilemez.
Tüm bu açıklamalardan sonra, mahkemece verilen kesin sürenin amacıyla bağdaşmadığı ve ayrıca istenilen belgelerinde dosyaya sunulduğu anlaşıldığından, işin esasına girilerek toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmitir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 500.00 YTL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 06.03.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.