Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/14349 E. 2007/1617 K. 22.02.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/14349
KARAR NO : 2007/1617
KARAR TARİHİ : 22.02.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı tarafından, davalı aleyhine 14.9.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davalı… hakkındaki davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden davanın reddine dair verilen 14.6.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747.maddesine dayanılarak açılmış, geçit hakkı tesisi istemine ilişkindir.
Davacı, 735 parsel sayılı taşınmazına davalı …’e ait 736 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını istemiş, davalılar davanın reddini dilemişler, mahkemece kısmen tescil harici bırakılan yerden ve kısmen…’a ait 1052 parselden (bilirkişi raporunda A, B,C, D harfleri ile gösterilen yer) geçit hakkı kurulmuş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için öngörülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır.
Somut olayda, davacıya ait 735 parsel sayılı taşınmazın mutlak geçit ihtiyacı içerisinde olduğu ve genel yola bağlanması gereksinimi bulunduğu sabittir. Bu olgu mahkemenin de kabulündedir.
Ancak ne var ki; dava konusu uyuşmazlıkta 735 parsel yararına kurulan geçit alanının bir bölümü (A, B, C) kadastro sırasında tapulama dışı bırakılmıştır. Başka bir anlatımla, kurulan geçit yerinin A,B,C harflari ile gösterilen bölümlerinin tapuda kaydı bulunmamaktadır. Zorunlu geçit hakkı, eşyaya bağlı irtifak hakkı biçiminde tesis edileceğinden ve tapu kaydının özel sütununda taşınmaza bağlı irtifakları olarak kaydı gerekeceğinden, geçit hakkı tesisi için kural olarak hem geçit isteyen taşınmazı, hemde aleyhine geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı olması gerekir. Bu nedenle tapuda kayıtlı olmayan taşınmazdan geçit hakkı tesisi olanaklı değildir.
Hal böyle olunca; krokide A, B, C, D harfleri ile gösterilen güzergahın geçit yeri olarak belirlenmesi yukarıda açıklanan ilkelere uygun düşmemektedir. Açıklanan ilkeler ve taraf yararları gözetildiğinde, paftasına göre uygun geçit yeri davacı parselini kuzeyden genel yola bağlayacak 1082 ve 1081 parsellerde aranmalıdır. Bu parsellerden kurulacak geçit hakkının davacıya fazla masraf getirmesi de bu seçeneğin gözardı edilmesini gerektirmez.
Bütün bu nedenlerle davacının geçit ihtiyacı, mahallinde yeniden yapılacak keşifte fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gözönünde bulundurularak ve 1082 ve 1081 parsellerin ortak sınırından da geçit verilip verilmeyeceği üzerinde durularak 1082 ve 1081 parsellerden karşılanmalıdır.
Açıklanan tüm bu hususlar göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ. Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 22.2.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.