YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/14853
KARAR NO : 2007/3792
KARAR TARİHİ : 06.04.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.10.2004 gününde verilen dilekçe ile sözleşmeden kaynaklanan alacak, birleştirilen dosyada davacı … A.Ş. vekili tarafından verilen 14.12.2004 günlü dilekçe ile de kira alacağı ve tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen 17.7.2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı-davacı … A.Ş. vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 3.4.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı-davacı … İnş.Tur.A.Ş. vekilleri Av…. ve Av…. ile karşı taraftan davacı-davalı … Sosyal ve Tem.Hiz.Ltd.Şti. vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 210, 222 ve 223 (yeni 105 ada 15, 16 ve 32 numaralı parseller) parseller adı altında tapuda davalı adına kayıtlı taşınmazlar üzerindeki … isimli işletmenin satış vaadi konusunda taraflar arasında 30.10.2002 günlü sözleşme düzenlendiğini, sözleşmenin dördüncü maddesinde toplam satış bedelinin 1.750.000 Euro olarak kararlaştırıldığını, bu bedelin 200.000 Euro’sunun 18.12.2002 tarihinde, 100.000 Euro’nun 25.10.2002, 100.000 Euro’nun 1.8.2003 ve 100.000 Euro’sunun da Eylül 2003 tarihinde makbuz karşılığı ödendiğini, ancak haricen yapılan satış vaadi sözleşmesinin Tapu Kanununun 26, Türk Medeni Kanunun 706 ve Borçlar Kanunun 213 maddeleri hükümlerince biçim koşuluna uyulmadığından geçersiz olduğunu dava tarihine kadar ödenen 500.000 Euro’nun ticari işlemlerle uygulanan avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, işletme üzerinde hapis hakkı tanınmasına karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada, davalı ve davacı; mülkiyetindeki … adlı işletmenin davalıya 30.5.2002 başlangıç tarihli sözleşme ile iki yıl süreli kiralandığını, kira süresinin 30.10.2004 tarihinde dolduğunu, ancak davalının 30.10.2002 günlü adi yazılı sözleşmede planlanan ödemeleri yapmadığını, kira bedeli dahi ödenmediğini, sözleşme gereğince yapılması gereken yıllık bakım onarım ve yenileme çalışmalarının yapılmadığını, turizm işletme belgesi bulunan otelin yıldız düşüklüğüne uğradığını, gerek taşınmaz rayici ve gerekse kira bedelinde de düşüklükler meydana geldiğini, fesih ihbarına rağmen davalının oteli tahliye etmediğini o yüzden 2003 yılı için 85.000 Euro, 2004 yılı için 90.000 Euro olmak üzere toplam 175.000 Euro kira bedelinin, sözleşme uyarınca yapılması gereken ancak yapılmayan bakım ve onarım karşılığından şimdilik 1.000,00 YTL. ve otelin yıldız kaybından dolayı da şimdilik 1.000,00 YTL.nin davalıdan tahsiline karar verilmesine, ayrıca otelde olağan bakım onarım yapılmadığının hükmen tespitini dava etmiştir.
Mahkemece davacı ve birleşen davanın davalısı … Sosyal ve Temizlik Hizmetleri Limited şirketi tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile iadesi gereken satış bedeli 440.000 Euro’nun dava tarihindeki kur değerinin YTL karşılığının davalı … İnşaat Turizm İnş. A.Ş.den alınarak davacıya verilmesine, satış bedeli ödeninceye kadar davacı … Sosyal ve Temizlik Limited Şirketi lehine harici satışa konu 105 ada 15, 16 ve 32 nolu parseller üzerinde bulunan … isimli işletme üzerinde hapis hakkı tanınmasına,
Davalı ve birleşen davanın davacısı … İnşaat Turizm A.Ş.nin açmış olduğu davanın Türk Medeni Kanununun 993.maddesinin davalı yana tanıdığı haklar nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü davalı ve birleşen davanın davacısı … İnşaat Turizm A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki 30.10.2002 günlü adi yazılı sözleşmede satış bedelinin yabancı para birimi olan “Euro” üzerinden ödenmesi kararlaştırılmıştır. Kural olarak konusu para olan borcun memleket parası ile ödenmesi gerekir. Ancak sözleşme yabancı para borcu üzerinden yapılmışsa Borçlar Kanununun 83.maddesi hükmünce alacak yabancı para borcunun vade veya fiili ödeme günündeki rayice uygun Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Asıl davada alacağın yabancı para birimi üzerinden tahsili istenmişken bunun dava tarihindeki Türk lirasına çevrilerek hüküm altına alınması ve talep edilmişken yabancı para alacağına 3095 sayılı yasanın 4/A maddesince faiz yürütülmemesi yasaya aykırı ise de, hüküm davacı-birleştirilen davanın davalısı tarafından temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış, düşülen yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
1- Kural olarak Borçlar Kanunumuzda sözleşmelerin yapılışı belli bir şekle bağlanmamıştır. Değinilen kural Borçlar Kanununun m.11/I de “Aktin sıhati kanunda serahat olmadıkça hiçbir şekle tabi değildir” hükmüyle ifadesini bulur. Ancak, yasa koyucu bazen kamu düzeni bazen de üçüncü kişilerin yararlarının korunması ve hukuk güvenliğinin sağlanması amacıyla şekil şartı aramaktadır. Gerçekten, yasanın belli bir sözleşmenin geçerliliği için yazılı şekil veya resmi şekil aramış olması durumunda o şekil şartına uyulmadan yapılan sözleşmeler geçersizdir. Somut olayda olduğu gibi tapuda kayıtlı bir taşınmaz mülkiyetinin nakli veya nakil vaadi sözleşmelerinin geçerliliği Türk Medeni Kanununun 706 ve Borçlar Kanununun 213 maddeleri gereğince resmi biçimde yapılmasına bağlıdır. Asıl davanın konusunu oluşturan 15, 16 ve 32 parsellerin “satış vaadi”ne ilişkin sözleşme adi yazılı biçimde yapıldığından geçersizdir. Geçersiz sözleşme nedeniyle taraflar yekdeğerinden verdiklerini isteyebileceklerinden ve davalı-birleşen davanın davacısını satışa karşılık 440.000 Euro ödediğini kanıtladığından mahkemece bu bedelin istirdatında yasaya aykırılıktan söz edilemez.
2-Türk Medeni Kanununun 950.maddesinde yapılan tanıma göre “hapis hakkı” bazı koşulların varlığı halinde alacaklıya yedinde bulunan borçluya ait bir malı iadeden kaçınmak ve alacağını tahsili için paraya çevirme yetkisi tanıyan hukuki bir teminat kurumudur. Hapis hakkının alacaklı tarafından kullanılmasında aranan koşullar ise; alacaklının borçluya ait eşyayı onun rızası ile elinde bulundurması (zilyet olması), alacaklının hapis hakkına esas teşkil eden alacağının muaccel olması, borçluya ait eşya ile alacak arasında bir bağlantının bulunması ve nihayet hapis hakkı kullanılmasının taraflar arasındaki sözleşme ile yasaklanmamış olmasından ibarettir. Hiç kuşkusuz, hapis hakkı kullanacak olan alacaklının ilişkinin başından hapis hakkının kullanıldığı ana kadar iyiniyetli olması da gerekecektir. Buradaki iyiniyetten Türk Medeni Kanununun 3.maddesinde hükme bağlanan “durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni gösterme” olgusu anlaşılmalıdır.
30.12.2002 günlü adi yazılı sözleşmede kararlaştırılan satış bedeli 1.750.000 Euro’dur. Az yukarıda söylendiği üzere vaad alacaklısı bu bedelin 440.000 Euro’luk kısmını ödemiş, sözleşmede takvime bağlanan 30.10.2003 vadeli 250.000 Euro, vaad alacaklısının 8.12.2003 günlü ihtarına rağmen ödenmemiş bundan sonraki taksitler için de ödemede bulunulmamıştır. Kısaca burada satış bedelinin toplamı değil temerrüde rağmen bir kısım ödeme yapılmıştır.
Ne alacaklıya hapis hakkı kullanma yetkisini sağlayan 10.7.1940 tarih 1939/2 E. 1940/77 K. Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve ne de genel hapis hakkını düzenleyen Türk Medeni Kanununun 950.maddesi geçersiz satış sebebi ile kısmi ödeme yapan alacaklıya hapis hakkı kullanma yetkisi tanımamıştır. Kısaca söylemek gerekirse hapis hakkı geçersiz sözleşmeyle kararlaştırılan satış bedelinin tamamı ödenmişse kullanılabilir. Aksi halde alacaklının iyiniyetinden bahsedilemez. Dosyada bulunan ve tarafların emsal olarak sundukları kararlarda da hapis hakkının ancak satış bedelinin tamamı ödenmişse kullanılabileceği ilke olarak kabul edilmektedir. Kaldı ki; vaad alacaklısı olan davacı ve birleşen davanın davalısı 30.10.2003 vadeli 250.000 Euro borç taksidini ödememiş, vaad alacaklısının 8.12.2003 günlü ihtarı ile temerrüde düşmüş, vaad borçlusuna ödemenin geçersiz satış nedeniyle yapılmadığını ileri sürmeyerek temerrüdü kabul etmiştir Borçlar Kanununun 81.maddesi uyarınca karşılıklı taahhütleri kapsayan aktin ifasını talep eden kimsenin sözleşme şartlarına ve mahiyetine göre öncelikli olan borcunu ifa etmiş olması veya ifasını teklif etmiş bulunması zorunlu olduğundan vaad alacaklısı davacının iyiniyetli kabul edilerek kendi temerrüdünün sonuçlarından yararlanması düşünülemez. Böyle bir durum içinde olan, temerrüde düşerek iyiniyetini sürdürmeyen, kısmi ödeme sahibi yararına hapis hakkı tanınması somut olayın özelliğine uygun düşmez.
Hal böyle olunca, davacı ve birleşen davanın davalısı … Ltd.Şirketinin hapis hakkı kullanma yetkisine ilişkin istemin reddi yerine bu istem hüküm altına alınarak birleşen dava konusu talepler hakkında inceleme yapıp sonucuna uygun bir hüküm kurulması gerekirken bunların reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davanın davacısı … İnşaat Turizm A.Ş.nin diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bent uyarınca BOZULMASINA, 500,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davacı-birleşen dosyanın davalısı … Ltd.Şirketinden alınarak davalı-birleşen dosyanın davacısı … İnşaat Turizm A.Ş.ne verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 6.4.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.