Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/2476 E. 2006/4013 K. 05.04.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/2476
KARAR NO : 2006/4013
KARAR TARİHİ : 05.04.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 9.1.2004 gününde verilen dilekçe ile kiracılığın tesbiti olmazsa tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.12.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Taraflar arasındaki uyuşmazlık 2.12.2003 tarihli hasılat kira ilişkisinden kaynaklanmıştır. Bu sözleşme ile 20.12.2003-20.12.2004 tarihleri arasında davalılardan …’ya ait minübüs durak hattı davacıya kiralanmıştır. Sözleşmenin 8.12.2003 tarihli ihtar ile davalı kiralayan tarafından feshedildiği, aynı dönem için kiralanan minübüs durak hattının diğer davalı …’a kiralandığı dosya kapsamı ile sabittir.
Eldeki davada, davacı kiracı 20.12.2003-20.12.2004 tarihleri arasında minübüs durak hattının kendisine kiralandığının tesbitini veya 3 milyar lira maddi 2 milyar lire manevi tazminatın tahsilini istemiştir.
Daha sonra verdiği ıslah dilekçesi ile maddi tazminat istemini 15963 YTL’ye çıkarmıştır.
Mahkemece, davacı ile kiralayan davalı … arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı kiracı temyiz etmiştir.
Yukarıda söylendiği üzere davacı ile davalı … arasındaki 2.12.2003 tarihli sözleşme niteliği itibariyle hasılat kira sözleşmesidir. Bu bakımdan taraflar arasındaki uyaşmazlığın giderilmesinde hasılat kira ilişkisini düzenleyen Borçlar Kanununun 270 ve devamı maddalerine bakmak gerekir. Sözleşmenin sona ermesi ve fesih hakkını düzenleyen Borçlar Kanununun 285 ve devamı maddelerinde hasılat kira ilişkisinin hangi koşullara uyularak
feshedilebileceği gösterilmiştir. Ancak hemen belirtmek gerekirki sözleşmedeki hükümlere ve yasanın feshe ilişkin yaptığı düzenlemelere rağmen akdi taraflardan biri her zaman tek taraflı irade beyanı ile feshedebilir. Burada üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise davalı kiralayan … Hevacı’nın hem davacı ile hem de diğer davalı … ile yaptığı sözleşmelerin geçerli olduğudur. Çünkü hasılat kira sözleşmeleri geçerliliği bakımından hiçbir şekle tabi değildir. Yazılı veya sözlü yapılabilir. Yazılı yapılmış olması, sözleşmeye dayanan tarafa sadece ispat kolaylığı sağlar. Diğer taraftan davalı kiralayan … kira sözleşmesini davacı yönünden mevzuunun gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olduğundan batıl olduğunu ileri sürmediği gibi irade fesadı hallerinden birinin varlığına da kanıtlayamamıştır. O halde her iki sözleşmede geçerli olduğundan ancak davacı bakımından ifa edilmediğinden, burada kiralayanın borçlarının ne olduğu üzerinde durulmalıdır.
Hasılat kirasında kiralayanın borçları Borçlar Kanununun 272-276 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Borçlar Kanununun 272 maddesince kiralayan kiralananı kullanmaya salıh bir şekilde kiracıya teslim etmek ve kiracının sözleşmenin devamı süresince ondan normal istifadesini ve işletmesini temin etmek zorundadır. Kiralayan ayrıca akdin devamı sırasında da kiracının kusuru olmadan kiralanan büyük tamirata ihtiyaç gösterirse Borçlar Kanununun 273.maddesince bu tamiratı yapmak, Borçlar Kanununun 275.maddesi gereğince de kiralanan üzerindeki kiracının hakları ile bağdaşmayan üçüncü kişilerin hak iddialarını bertaraf etmek, Borçlar Kanununun 276.maddesi uyarınca da kiralananın başkasına temliki halinde yeni malikin kira akdine uymayacağını bildirmesi üzerine kiracının maruz kalacağı zararları tazmin etmekle yükümlüdür.
Somut olayda davalı kiralayan …’nın mevcut kira sözleşmesine rağmen kiralananı kullanmak ve yararlanmak üzere davacıya bu nedenle teslim etmediği gibi, kiralanan üzerindeki kira hakkına rağmen üçüncü şahıs diğer davalının hak iddiasına karşı koymadığı aksine davacıya kiraladığı yeri kullanmak ve işletmek üzere diğer davalıya teslim ettiği sabittir. Hal böyle olunca kiralananın işletilmesinden yararlanamıyan ve ortaya çıkan bu durumdan kusuru olmayan davacının akdin haksız feshi nedeniyle tazminatı istemeye hakkı bulunmaktadır. Zira Borçlar Kanununun 286.maddesi gereğince kiracı kendisine tazminat verilmedikçe kiralananı terke zorlanamaz. Bu gibi durumlarda sözleşme ileriye etkili (ex nunç) feshedilmiş olacağından fesihten kusursuz olan tarafın isteyebileceği tazminat müspet zarardır. Müsbet zarar (positive interesse) doktrinde alacaklının gereği gibi ve vaktinde olan ifaya taalluk eden menfaatleri, başka bir deyişle borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirse idi bu vaziyette mamelekin hali hazır vaziyeti arasındaki fark
olarak ifade edilmektedir. Kuşkusuz kar yoksunluğu zararı, müsbet zarar kapsamında kalır. Bunu ispat etmekte iddia eden tarafa düşer. Ancak bu zarar hesaplanırken, tarafların fesihten dolayı elde ettiği yararlar zarardan tenkıs edilmeli, ve kar kaybı bulunmalı, zararın hakiki miktarı kanıtlanamazsa, hakim Borçlar Kanununun 42.maddesinden yararlanarak zararı olaya ve adalete uygun olarak hüküm altına alınmalıdır.
Mahkemece tüm bu anlatımlar gözetilerek uyuşmazlığın çözümü yerine davanın yazılı bazı gerekçeler ile reddi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 5.4.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.