YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/3211
KARAR NO : 2006/4215
KARAR TARİHİ : 11.04.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 8.4.2004 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.9.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanç gösterilene bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inanç gösterenin tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla, inanç gösterilen kişi, inanç gösteren namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona yani inanç gösterene geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmeleri anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan belge olmalıdır.
Yazılı bir belgenin bulunmaması halinde en azından olayın tamamının ispatına yeterli olmamakla birlikte bunun vuukuna delalet edebilecek ve karşı taraf elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin söz konusu olması halinde, inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkün olabilir.
Bunların hiçbirinin olmaması durumunda, davacı taraf delilleri arasında yemine de dayanmışsa, mahkemece davalıya yemin teklifine hakkı olduğu hatırlatılması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacılar, 8.4.2004 tarihli dilekçeleri ile; zilyetliklerinde iken kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tescil edilen 1156 parsel numaralı taşınmazın, Hazine tarafından satışa çıkartılması üzerine davacılar ve davalı
adına ihaleye davalının girmesine karar verdiklerini, ihale bedelinin tüm taraflarca ortaklaşa karşılandığını, bu hususta aralarında sözleşmede imzaladıklarını, ne var ki davalının yerel seçimlerde çıkan husumet nedeniyle tapuda devir yapmaktan kaçındığını belirterek tapu kaydının iptali ile paylarının adlarına tescili isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davacının ileri sürdüğü iddiaların yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, davanın elatmanın önlenmesi davasını bertaraf etmek amacıyla açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıların dayanağı olan senetlerin TMK’nun 706, BK’nun 213 ve TK’nun 26. maddesi uyarınca mülkiyetin nakli sonucunu doğuracak şekilde düzenlenmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacılar temyiz etmiştir.
Her ne kadar mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de dava; inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. İnanç sözleşmeleri az yukarıda anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan belge olmalıdır.
Yazılı bir belgenin bulunmaması halinde en azından olayın tamamının ispatına yeterli olmamakla birlikte bunun vuukuna delalet edebilecek ve karşı taraf elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin söz konusu olması halinde, inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkün olabilir.
Bunların hiçbirinin olmaması durumunda, davacı taraf delilleri arasında yemine de dayanmışsa, mahkemece davalıya yemin teklifine hakkı olduğu hatırlatılması gerekir.
Somut olayda; dava konusu taşınmaz 17.9.2001 tarihinde davalı adına tescil edilmiş olup davacıların inanç sözleşmesi olduğunu ileri sürdükleri belgeler ise 25.9.2001, 28.6.2003 ve 30.6.2003 tarihlidir. Öğretide ve yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında da kabul edildiği üzere, dayanılan belgenin inanç sözleşmesi niteliğinde olabilmesi için iptali istenilen kaydın davalı adına tescilinden önce düzenlenmiş olması gerekli olup tescilden sonra düzenlenen belge, harici sözleşme niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu’nun 706, Borçlar Kanunu’nun 213 ve Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri uyarınca, mülkiyetin nakli sonucunu doğuracak sözleşmeler resmi şekilde yapılmış olmadıkça geçerli olmadığından bu belgelere dayanılarak açılan tescil isteğinin de kabulü olanaklı değildir. Ancak, eldeki dava inanç sözleşmesine dayanılarak açılmış olup ileri sürülen iddialar yukarıda açıklandığı şekilde ne yazılı bir belge ile ne de bir yazılı delil başlangıcı ile kanıtlanamamış ise de; davacılar dava dilekçesinde ve
delil listesinde diğer deliller yanında “yemin” deliline de dayandıklarından davacılara yemin teklifi hakkını kullanıp kullanmayacakları hatırlatılarak ve kullanmak istedikleri takdirde sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının yazılı nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 11.4.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.