YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/4446
KARAR NO : 2006/5861
KARAR TARİHİ : 23.05.2006
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 21.10.2003 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.11.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, mirasa intikal eden hakka dayanarak paydaşı bulunduğu ve diğer mirasçılar tarafından da tasarrufun kendisine terk edildiğini bildirdiği 258 parsel sayılı taşınmazın doğu taraftan bir bölümüne davacının elattığını bildirerek, davalının elatmasının önlenmesine karar verilmesini istemiş, davalı taraf davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar vermesi üzerine hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyaya getirtilen 258 parsele ait tapu kayıt örneği ve paftası ile savunmada ileriye sürülen DSİ tarafından yörede yapılan kamulaştırma işlemine ait belgelerin keşif yerinde yapılan uygulamasına göre, davacı ve müştereklerine ait 258 numaralı parselin 1993 yılında DSİ tarafından kanal ve kontrol yolu için kısmen kamulaştırmaya tabi tutulduğu ve davalı tarafça elatıldığı ileriye sürülen 314.51 metrekarelik bölümü de dahil olmak üzere 1037 metrekarelik bölümünün kamulaştırıldığı ve idarece zemine de elkonulduğu anlaşılmaktadır. Kamulaştırma işleminin idari yargıda iptal edildiğine dair davacı tarafça bir iddia ileri sürülmediğine göre 258 parsel numaralı taşınmazın kamulaştırılan bölümünün mülkiyeti Türk Medeni Kanunun 705/2 maddesi hükmüne göre kamulaştırma tarihi olan 1993 tarihi itibariyle DSİ geçmiş bulunduğundan bu tarihten sonra artık davacı taraf mülkiyet hakkına dayanarak bu yer hakkında elatmanın önlenmesine ilişkin bir dava açma olanağına sahip değildir. Bu yerin mülkiyeti idareye geçmiş olmakla tarıma uygun vaziyette kaldığı anlaşılan 314.51 metrekarelik bölümün zilyetliğinin idarece davacı yana devredildiği kanıtlanmadıkça zilyetlik hükümlerine göre de davacının yasal koruma istemesi mümkün bulunmamaktadır. Davacı böyle bir devrin yapıldığını da kanıtlayamamıştır. Açıklanan tüm bu nedenlerden ötürü davanın reddine karar verilecek yerde mahkemece yanılgılı takdir ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 23.5.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.