Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/4878 E. 2006/6958 K. 16.06.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/4878
KARAR NO : 2006/6958
KARAR TARİHİ : 16.06.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı Hazine vekili tarafından, davalı aleyhine 08.07.2004 gününde verilen dilekçe ile mera iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.03.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, mera iddiasıyla Hazine tarafından açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece çekişme konusu taşınmazın imar planı kapsamına alınan mera olduğu davalıya 4342 sayılı Kanununun değişik 3. maddesi uyarınca taşınmazın emlak ve rayiç bedeli toplamının yarısını Hazineye ödenmek üzere önel verilmesine rağmen ödeme yapmadığı gerekçeleriyle dava kabul edilmiş ve dava konusu taşınmazın kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, hükmü davalı gerçek kişi temyiz etmiştir.
Dosya kapsamında toplanan delillere göre, 1965 yılında yapılan tapulama tespiti sırasında 50 parsel sayılı taşınmazın … Köyü Tüzel Kişiliği adına harman yeri olarak sınırlandırıldığı, köyün Belediye olmasından sonra Belediye adına tescil edildiği, 22.6.1973 tarihinde de üç ayrı parsele ifraz edildiği ve bunlardan bir kısım parsellerin imar planında sosyal alanlara ayrıldığı, harman yerinden ifraz edilen 1714 parsel ile ihdasen tesis edilen 1723 parselin tevhit edilerek 1724 parsel numarasını aldığı daha sonra bu parselin 55 ayrı parsele bölündüğü, 1978 yılındaki emcümen kararıyla bu parsellerin üçüncü kişilere satıldığı anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi dava konusu taşınmazın öncesi köy halkının yararlandığı kamu malı özelliği taşıyan genel harman yeridir.
Davacı Hazine dava konusu taşınmazın mera olduğunu iddia etmiş ise de, bu iddia kanıtlanamamıştır. Burada öncelikle harman yeri niteliği üzerinde durulması gerekecektir. Gerçekten, harman yerleri köy halkının tümünün yararlandığı harman yapılmak üzere ya yetkili mercii tarafından tahsis edilen ya da, … kullanma biçimi harman yeri olan köy orta malı taşınmazlardandır. Bu gibi yerlerin yararlanma hakkı ilgili köy ve belde halkına ait ise de, kuru mülkiyeti Devlete aittir. Yine hemen belirtilmelidir ki, harman yerlerinin özellikleri mera, yaylak ve kışlakların özelliklerinden farklı değildir.
Her ne kadar 4342 sayılı Mera Kanununun değişik geçici 3. maddesinde Belediye ve mücavir alan sınırları içersinde kalan ve 1.1.2003 tarihinden önce kesinleşen imar planları içersindeki yerleşim yeri olarak işgal edilen ve mera olarak kullanımına artık olanak bulunmayan taşınmazların tahsis amacının değiştirilmesi suretiyle Hazine adına tesciline olanak sağlanmışsa da bu hüküm ancak öncesi mera olan ve yasada öngörülen unsurları taşıyan taşınmazlar bakımından uygulanabilir. Anılan hükmün genişletilmiş yorumla mera dışındaki yaylak, kışlak ve somut olayda olduğu gibi harman yerlerine taşınma imkânı yoktur. O yüzden mahkemenin 4342 sayılı Kanununun geçici 3. maddesindeki taşınmaz bedelinin ilgililerince Hazineye ödenmesine dair işlem yaparak bunun sonucu bedelin ödenmediğinden bahsedilip davanın bu nedenle reddi doğru olmamıştır.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir sorunda 4342 sayılı Mera Kanununun 14. maddesi son fıkrasının olaya uygulanıp uygulanamayacağıdır. Anılan maddenin başlığı «tahsis amacının değiştirilmesi» şeklindedir. Yasanın daha önceki hükümlerine bakılırsa bu maddenin mera komisyonlarının çalışmaları sırasında ve ancak mera komisyonlarınca yapılan idari iş ve işlemlerde uygulanabileceği açıkça görülür. Başka bir deyişle yargı önüne getirilen bu gibi uyuşmazlıklarda harman yeri vasfının yargı yerinde değiştirilebileceği düşünülemez. Ne var ki; somut olayda, öncesi harman yeri olan 1714 parsel sayılı taşınmaz 1723 parselle tevhid edilerek imar planı kapsamına alınmış, arsa vasfına dönüştürülerek gerçek kişilere Belediye Encümeni kararıyla satılmıştır. Az yukarıda sözü edildiği üzere somut olaya 4342 sayılı Kanunun değişik geçici 3. maddesinin ve yine aynı yasanın 14 maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla 1714 parselin harman yeri vasfının değiştirilerek arsa vasfıyla gerçek kişilere yapılan satış işlemi ve gerçek kişiler adına tescil yasadaki deyimiyle «yolsuz tescil» niteliğindedir. Bu gibi durumlarda hukuken yokluk ifade eden tapu üzerinden iktisapta bulunan kişiler Türk Medeni Kanunun 1023 maddesinden yararlanamaz. Ancak;
Yukarıdan beri vurgulandığı üzere 1724 parsel harman yeri olan 1714 ile 1723 parsellerden gelmektedir. 1714 sayılı öncesi harman yeri olan taşınmazın Belediye tarafından imar planına alınarak özel mülk şeklinde kişilere satışı hukuken yok hükmünde ise de, 1723 parselin niteliği ve evveliyatı araştırılmamıştır. Anılan bu parsel imar uygulaması suretiyle Belediye tarafından mülk edinilecek yerlerden ise ve davalıya yapılan satış 1723 parselin kapsamında kalan bir yer ise şüphesiz davalı gerçek kişi Belediyeden satın almayla bu yeri kazanabilir. O yüzden öncelikle bu husustaki deliller toplanıp yerinde keşif yapılarak dava konusu taşınmazın harman yeri niteliğindeki 1714 parsel yoksa 1723 parsel kapsamında kalıp kalmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Yapılacak inceleme ve araştırma sonucu dava konusu taşınmazın 1714 parsel kapsamında kaldığı saptanırsa öncesi harman yeri olan ve kamunun genelinin yararlandığı bu yer imar uygulamasında ancak yine kamunun genelinin yararlandığı bir yer olarak bırakılmak koşuluyla imar planına alınabileceğinden ( örneğin meydan, yol, …, yeşil alan, otopark, toplu taşıma istasyonu, terminal…. gibi) bu yerin kamunun yararlanmasına tahsis edilmek üzere ve bu koşulla Hazine adına tescili gerekir. Mahkemece bütün bu yönler düşünülmeden ve uygulama yeri olmadığı halde 4342 sayılı Mera Kanunun geçici 3. maddesinden bahsedilerek davanın yazılı olduğu şekilde doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazların kabulü hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 16.6.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.