YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/5277
KARAR NO : 2006/6826
KARAR TARİHİ : 14.06.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.06.1989 gününde verilen dilekçe ile tapulama tespitinin iptali ve davacı köyün merası olduğunun tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 02.03.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteğinin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı…”öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir.
Davayı, yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da Hazine açabilir. Davayı açan köy muhtarının veya Belediye Başkanının davayı kabule, vazgeçmeye ya da sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da … kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri verileri tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun yeterince araştırılması gerektiğinde, köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün … ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangibir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. (Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak ya da kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.)
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun , çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında,
Davacı, meralarının kadastro sırasında 264,448,453,454,455 ve 456 parsel olarak davalı köy adına tespit edildiğini, bu meraların kendi köylerine ait olduğunun Asliye Hukuk Mahkemesinin 1953/36 Esas, 1955/154 Karar sayılı davasında hüküm altına alındığını belirterek, davalı adına yapılan tespitin iptali ile davacı köy adına sınırlandırılması isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 264 parsel sayılı taşınmazın doğusunda kalan bölümünden davacı köyün istifade ve intifa hakkı bulunduğunun, 264 parsel sayılı taşınmazın batısı ile 453, 454, 455 ve 456 parsel sayılı taşınmazlardan her iki
köyün müştereken istifade ve intifa haklarının bulunduğunun tespitine, tespitin iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı köy vekili temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazların mera olduğu hususunda taraflar arasında anlaşmazlık yoktur. Mahkemenin niza konusu meralardan yararlanma hakkının taraflardan birinin mi, yoksa her iki tarafın müşterek kullanımında mı olduğu hususunda yaptığı araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Yerinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi , taşınmazlar ve uygulanan belge ve ilamlar hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Bu nedenle mahkemece, komşu köylerden taraflarla ilgisi bulunmayan yaşlı ve tarafsız kişiler arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi ve yine komşu köylerden gösterilen taraf tanıklarının katılımı ile taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, taşınmazların hangi köye ait olduğu, kullanım durumu ve davacının dayandığı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1953/36 Esas, 1955/154 Karar sayılı davanın ve davalı tarafın vergi kayıtlarının kapsadığı saha saptanmalı, fen bilirkişi raporunda bu ilamın ve vergi kayıtlarının sınırları işaretlenmeli, ayrıca 454 parselin dosyaya getirtilen tapulama tutanağının bir örneğinde bulunmadığı halde, diğer örneğinde intifa hakkının Güzeldere Köyüne ait olduğuna ilişkin şerhin bulunması nedeniyle tutanağın orjinalinde böyle bir şerhin bulunup bulunmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Tüm bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, diğer yandan dava konusu 448 parsel sayılı taşınmaz hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 14.06.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.