YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/611
KARAR NO : 2006/2299
KARAR TARİHİ : 02.03.2006
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 15.7.2005 gününde verilen dilekçe ile men’i müdahale istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.12.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir. Medeni Kanunun 683 maddesi “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü ile malikin mülkiyet hakkının hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir. Anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “Komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. (önceki Medeni Kanunun 661.) maddesi “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşuların etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece, kurulacak hükümde, zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Dava, az yukarıda söylendiği üzere komşuluk hukukuna aykırı davranışların giderilmesi istemiyle açılmıştır. Burada önemli olan komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan iş ve eylemlerle taşkın kullanmanın varlığının saptanmasıdır. Her ne kadar 14.11.2005 tarihli raporda 29 parsel maliki davalının bazı davranışlarıyla mülkiyet hakkını taşkın kullandığı bildirilmiş ise de; davacıyı taşkın kullanmadan koruyacak yöntemlerin neler olacağı şüphe ve tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanmamış, mahkemece de, bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm tesis edilmiştir. Bu haliyle kurulan hükmün infazında tereddüt doğuracağı tarafların ileride yeni bazı uyuşmazlıklara düşeceği şüphesizdir. Mahkemece yapılması gereken iş; bilirkişiden ek rapor alınarak ve ona bir krokide çizdirilerek taşkınlığı giderici tedbirlerin ne olduğu açık seçik bu rapora yazdırmak ve krokisine de işaret ettirmek infaza elverişli şekilde hüküm kurmak olmalıdır. Hüküm fıkrasının yazılı olduğu şekilde tesisi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan gerekçelere göre BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 2.3.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.