Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/7441 E. 2006/8903 K. 19.07.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/7441
KARAR NO : 2006/8903
KARAR TARİHİ : 19.07.2006

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 7.3.2005 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men’i ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 9.3.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi ve mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi istemleriyle açılmıştır.
Mahkemece, dava kısmen kabul edilmiş, davalı tarafından davacıya ait evin penceresi önüne sonradan yapılan duvarın kaldırılması suretiyle davalıların taşkın kullanımlarının men’ine, mülkiyeti davacılara ait olmakla birlikte davalılarında öteden beri yararlandığı avlularına açılarak kullanımın kaldırılmasına ilişkin davanın reddine karar verilmiş,
Hükmü taraflar temyiz etmiştir.
Gerçekten, Türk Medeni Kanunun 683.maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Ancak yasa koyucu bazı durumların gerçekleşmesi halinde taşınmaz mülkiyet hakkına kısıtlamalar getirmiştir. Türk Medeni Kanunun “kullanım biçimi” başlıklı 737.maddesinde malike bazı mükellefiyetler yüklenmiş, malikin özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoşgörülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkarmak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermesi yasaklanmıştır.
Görülüyor ki, taşınmaz maliki mülkün kullanılmasında komşusuna zarar verecek taşkınlıklardan kaçınmalıdır. Buradaki taşkınlıktan amaç ise komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesiyle taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında ise taşınmazın bulunduğu yere, kullanma amacına, konuya ilişkin yasal düzenleme varsa ona, aksi halde mahalli örf ve adete bakmak gerekir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde;
1218 parsel sayılı taşınmaz davacılara 1217 parsel sayılı taşınmaz ise davalılara aittir. Bilirkişi tarafından düzenlenen krokide her iki parselin komşu oldukları, taşınmazlar üzerinde ev, ahır gibi yapıların bulunduğu görülmektedir. 15.9.2005 günlü bilirkişi raporuyla davalıların mülkiyet hakkı kapsamındaki 1217 parsele duvar yaparak davacılara ait evin penceresinin ışık ve havalandırılmasına engel olduklarını saptanmıştır. Bu saptamaya göre mahkemece davalıların zararlandırıcı eylemleri sabit olduğundan duvarın kal’i suretiyle müdahalelerinin men’inde yasaya aykırılık yoktur. Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalıların temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Davacıların temyiz itirazlarına gelince;
Davacılar, davalıların duvar yaparak zararlandırıcı davranışlarının giderilmesi dışında mülkiyeti kendilerine ait olan ve damlarına açılan kapıyı kullanarak oluşan davalılar elatmasının önlenmesini de talep etmiştir. Gerçekten dosyada toplanan delil durumuna göre davalıların giriş çıkış yeri olarak kullandıkları taşınmaz bölümü davacıların 1218 parsel çap kaydı içindedir. Başka bir deyişle, davalılar mülkiyeti davacılara ait olan taşınmazın bir kısım bölümünü giriş çıkış yeri olarak kullanmaktadır. Her ne kadar, bir süre dava konusu yerin davacıların rızasıyla davalılar tarafından kullanıldığını bilirkişi ve tanıklar söylemişsede kullanma davacıların rızaları ile sağlandığından ve davacılar açtıkları dava ile bu rızalarını kaldırdıklarını, açığa vurduğundan avlunun öteden beri davalılarca kullanılmakta olması davalılara bir hak bahşetmez. Mülkiyet hakkı davacılara ait olan bu yere davalıların haksız müdahalelerinin men’i Türk Medeni Kanunun 683/2 maddesine dayanılarak mahkemeden her zaman istenebilir. Böyle olunca davanın davacıların mülkiyet hakkı kapsamındaki avlu yeri bakımından da kabulü gerekirken bu bölüm istemin reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle, davalıların tüm temyiz itirazlarının reddine, hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 19.7.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.