Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/7793 E. 2006/9461 K. 21.09.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/7793
KARAR NO : 2006/9461
KARAR TARİHİ : 21.09.2006

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 5.4.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırılma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 30.3.2004 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili, davalılar adına olan …Köyü 1547 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasını talep etmiş,
Mahkemece 10 yıllık hak düşürücü süre geçirildiğihden bahisle dava reddedilmiş,
Hükmü davacı … vekili temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere, mera bir veya birden fazla köy veya belde halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş yada kadimden beri hayvan otlatma amacıyla kullanılan hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçalarıdır. Devletin hüküm ve tasarrufunda olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera K.m.3-4).
Gerçekten, 3402 sayılı Kadastro kanununun 12/3 maddesinde kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tesbitlere karşı tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamıyacağı ve dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesinde belirtildiği gibi bir taşınmaz malın mera olduğu saptanırsa orta malı niteliğindeki bu taşınmaz mal sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesabı yapılır ve özel siciline kaydedilir. Buradaki sınırlandırma asla tescil mahiyetinde değildir.
Görülüyor ki, özel mülkiyete tabi bir taşınmaz malın kadastoro işlemi ve sonuçları ile mera olduğu saptanan bir taşınmaz malın kadastro işlemi ve bunun sonuçları farklıdır. Açıkça ifade etmek gerekirse özel mülkiyete konu bir taşınmaz malın tapu siciline tescil zorunluğu varken mera olan bir yer için hiç bir zaman bir tescil işlemi sayılmayan özel sicile kayıt esası kabul edilmiştir. Kanun koyucunun 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü süreyi kabul etmesindeki amacı, bir taşınmaz için geometrik durum ve malik belirlenerek tapu siciline tescil edildikten ve tescilden itibaren belli bir süre (10 yıl) geçtikten sonra sicillerin güvenirliğini korumak, belli bir zamandan sonra dava açılarak sık sık sicillerin bozulmasının önüne geçmektir. Meralar tapu siciline tescili gerekmeyen üstelik özel mülkiyete konu teşkil etmeyecek yerler olduğundan, Yasanın tapu siciline tescil edilen yerlerde uygulamasını öngördüğü 3402 sayılı Kadasro kanununun 12/3. maddesinde sözü edilen hak düşürücü süre, mera iddiası ile açılan davalarda uygulanmaz. Hukuk Genel Kurulunun 23.11.1988 tarih, 825-964 sayılı ilamında benimsenen bu ilke Dairemizce de benimsenmekte ve kararlıkla uygulanmaktadır
O halde tarafların delilleri toplanmalı, yöntemine uygun inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Değinilen yönler gözetilmeden davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 21.9.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.