YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/8036
KARAR NO : 2006/10113
KARAR TARİHİ : 29.09.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.7.2004 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının terkini, bu istem kabul edilmezse intifa bedelinin uyarlanması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; intifa bedelinin artırılması isteminin kısmen kabulüne dair verilen 9.3.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, intifa hakkının terkini, ikinci kademedeki istem ise intifa bedelinin artırılması taleplerine ilişkindir.
Mahkemece, davacının intifa hakkının terkini isteminin reddine sözleşmede 5.000 TL olarak kararlaştırılan intifa bedelinin yıllık 4.milyar TL ye yükseltilmesine karar verilmiş, hükmü taraflar temyiz etmiştir.
1-Davacının terkinini istediği 6.1.1965 tarihli intifa sözleşmesi davacı ile davalılardan … Anonim Ortaklığı arasındadır. Davalılardan …. A.Ş. ve davanın ihbar edildiği … İnşaat Ltd.Şti. sözleşmenin eki olan 22.5.1964 tarihli “anlaşma protokolü” başlıklı sözleşmenin 5/2 maddesi uyarınca taşınmaz malikinin intifa hakkı sahibine verdiği yetkiye dayanarak taşınmazları işletici olarak kullanan tüzel kişilerdir. Başka bir anlatımla, tapu sicilinden terkini istenen intifa hakkının akit tarafları olmadıklarından haklarında dava açılarak terkin talebinde bulunulamaz. Davalılardan…A.Ş. hakkındaki davanın aktif davalı ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekirken davalı… A.Ş.yi de sözleşmenin tarafı imişcesine hüküm altına intifa bedelinden sorumlu tutulması doğru olmamıştır. Karar …A.Ş. yararına açıklanan nedenle bozulmalıdır.
2- Davanın diğer taraflarının temyiz itirazlarına gelince;
Türk Medeni Kanunun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı taşınır ve taşınmaz hatta haklar ve bir mal varlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür.
Taşınmaz mallar üzerindeki intifa hakkı, resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili ile taşınırlar üzerinde ise taşınır eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesiyle kurulur. Alacaklar üzerinde intifa hakkı, hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle tesis edilir. (TMK.m.795)
İntifa hakkı; bir süreyle sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü yada tüzelkişi ise tüzelkişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünüyle harap olması sebebiyle artık ondan yararlanma olanağının kalmaması durumlarında sona erer (TMK.m.796).
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkının tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırılabilir. Şayet, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse, malik bozulan yararlar dengesini ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa bedelinin artırılmasını ve hatta kendisi için çekilmez hale gelmişse bu hakkın terkinini isteyebilir. Böylesine durumlarda intifa hakkı sahibinin bu hakkı kullanmakta direnmesi hakkın kötüye kullanılması sayılacağından korunamaz. Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796 vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (TMK.m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktirindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Bkz.Prof. Dr.Şeref Ertaş. Eşya Hukuku Ankara 2004. shf.463).
Bütün bu açıklamalardan sonra somut olayın yukardan beri ortaya konan hukuki saptamalar doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Gerçekten olayda; intifa hakkı 6.1.1965 tarihinde tesis edilmiş intifa bedeli ise yıllık 5.000 TL olarak kararlaştırılmıştır. Sözleşmeye göre intifa süresi 49 yıldır.
Burada öncelikle belirtmek gerekirki tarafların özgür iradeleri ile yaptıkları sözleşmelere uymaları sözleşme hukukunun sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) kuralının bir sonucudur. Kural olarak da sözleşme hükümlerine
sözleşmenin yapıldığı andaki gibi aynen uyulması gerekir. Çünkü taraflar sözleşmenin yapıldığı tarihte çıkarlarını gözetmiş, sözleşme hükümlerini bu çıkarlarını dikkate alarak yapmış kabul edilir. Ancak, uzun süreli sözleşmelerde zaman içerisinde edimler arasındaki dengeyi bozan olağanüstü hallerin meydana gelmesinden ötürü mevcut sözleşme hükümlerinin taraflardan herhangi biri açısından çekilmez hale gelmesi mümkündür. Bu gibi durumlarda sözleşmenin o tarafını sözleşme hükümlerine uymasını beklemek adaletsizliğe yol açabilir.
Uygulama ve doktirinde böylesine bir durum ortaya çıkmışsa hakimin sözleşmeye müdahale edebileceği, ortaya çıkan dengesizliğin bu yolla giderilebileceği, açıkçası sözleşmenin o hükmünü hakimin müdahalesi yoluyla günün koşullarına uygun hale getirmesi kabul edilmektedir.
Az yukarıda sözü edildiği üzere Sözleşme Hukukunda eğemen olan sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) kuralı uyarınca intifa süresi taraflarca başlangıçta özgür iradeleri ile kararlaştırıldığından taşınmaz maliki Türk Medeni Kanunun 796 maddesinde sayılan intifa hakkının terkini nedenleri ortaya çıkmadan intifa süresinden önce intifa hakkının terkinini isteyemez. Yine az yukarıda söylendiği üzere, 6.1.1965 tarihli sözleşmede yıllık intifa bedel 5.000 TL olarak kararlaştırılmıştır. Sözleşme uzun sürelidir ve sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra ülkemizde birden çok ekonomik kriz meydana gelmiş para değerinde çok önemli düşüşler olmuştur. Böylelikle taşınmazlar malikinin sağladığı faydalara nazaran intifa hakkı sahibinin ödediği bedel pek önemsiz kalmış, edimler arasında ağır bir nispetsizlik meydana gelmiştir. Sözleşmede bozulan çıkar dengelerine bakarak sözleşmenin bedele ilişkin hükmünün günün koşullarına uygun hale getirilmesindeki zorunluluk ortadadır. Bu nedenle hakimin sözleşmenin bedeline ilişkin hükmüne müdahale etmesi yerinde buna ilişkin tarafların temyiz itirazları yersizdir. Ancak;
Bu gibi durumlarda taraflar arasında sözleşmenin bozulan dengesi dürüstlük ve hakkaniyete uygun hale getirilirken sözleşmenin kurulduğu tarihteki intifa bedelinin dava tarihine göre ne miktara ulaşacağı yabancı para cinsi karşısında Türk parasının uğradığı değer kaybı mukayese edilerek bulunmalı, bu hesaplama yapılırken de intifa hakkına konu taşınmazların niteliği, bulunduğu yer, bölgedeki kira parasını etkileyecek ticari gelişmeler, dava konusu hakkın kapsamında kalan taşınmazlar rayicine uygun kiraya verilseydi getireceği emsal kira gibi… unsurlarda dikkate alınmalıdır.
Oysa mahkemenin hükme dayanak yaptığı bilirkişiler raporu açıklananlardan uzak ve soyuttur.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; yerinde yeniden keşif yapılarak konusunda uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişilere yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda dava tarihindeki intifa hakkı konusu taşınmazların gelişen durumlara göre olası intifa bedelini hesaplatmak, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınarak, sonucu doğrultusunda bir hüküm kurmak olmalıdır.
Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (1) bentte açıklanan nedenlerle davalılardan … A.Ş. (2) bentte açıklanan nedenlerle diğer taraflar yararına BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatıralara iadesine, 29.9.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.