YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/12674
KARAR NO : 2007/14922
KARAR TARİHİ : 27.11.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.3.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.9.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, mera iddiasıyla Hazine tarafından açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece çekişme konusu taşınmazın imar planı kapsamına alınan harman yeri olduğu, harman yerlerinin de meralar gibi uygulamaya tabi tutulması gerektiği ve 4342 sayılı Kanununun değişik 3. maddesinde yazılı koşulların davalı yararına gerçekleştiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı Hazine temyiz etmiştir.
Dosya kapsamında toplanan delillere göre, 1976 yılında yapılan tapulama tespiti sırasında 175 parsel sayılı taşınmazın Helvadere Belediyesi Tüzel Kişiliği adına harman yeri olarak sınırlandırıldığı, 15.4.2002 tarihinde 3194 sayılı Yasanın 18.. maddesi uyarınca yapılan imar uygulaması neticesinde 355 ada 4 ila 7 numaralı imar parsellere gittiği, dava konusu 355 ada 5, 6, 7, parsel sayılı imar parsellerinin de bu şekilde belediye adına tescil edilerek 15.8.2002 tarihinde tapudan davalıya satıldığı anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi dava konusu taşınmazın öncesi kamu malı özelliği taşıyan genel harman yeridir.
Davacı Hazine dava konusu taşınmazın mera olduğunu iddia etmiş ise de, bu iddia kanıtlanamamıştır. Burada öncelikle harman yeri niteliği üzerinde durulması gerekecektir. Gerçekten, harman yerleri köy veya belde halkının tümünün yararlandığı harman yapılmak üzere ya yetkili mercii tarafından tahsis edilen ya da, kadim kullanma biçimi harman yeri olan orta malı taşınmazlardandır. Bu gibi yerlerin yararlanma hakkı ilgili köy ve belde halkına ait ise de, kuru mülkiyeti Devlete aittir. Yine hemen belirtilmelidir ki, harman yerlerinin özellikleri mera, yaylak ve kışlakların özelliklerinden farklı değildir.
Her ne kadar 4342 sayılı Mera Kanununun 5685 sayılı Yasa ile değişik geçici 3. maddesinde Belediye ve mücavir alan sınırları içersinde kalan ve 1.1.2003 tarihinden önce kesinleşen imar planları içersindeki yerleşim yeri olarak işgal edilen mera, yaylak ve kışlak olarak kullanımına artık olanak bulunmayan taşınmazların tahsis amacının değiştirilmesi suretiyle Hazine adına tesciline olanak sağlanmışsa da bu hüküm ancak öncesi mera, yaylak ve kışlak olan ve yasada öngörülen unsurları taşıyan taşınmazlar bakımından uygulanabilir. Anılan hükmün genişletilmiş yorumla mera, yaylak ve kışlak dışında somut olayda olduğu gibi harman yerlerine taşınma imkânı yoktur. O yüzden mahkemenin 4342 sayılı Kanununun geçici 3. maddesinde yazılı koşulların gerçekleştiğinden söz edilerek davanın reddi doğru olmamıştır.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir sorunda 4342 sayılı Mera Kanununun 14. maddesi son fıkrasının olaya uygulanıp uygulanamayacağıdır. Anılan maddenin başlığı «tahsis amacının değiştirilmesi» şeklindedir. Yasanın daha önceki hükümlerine bakılırsa bu maddenin mera komisyonlarının çalışmaları sırasında ve ancak mera komisyonlarınca yapılan idari iş ve işlemlerde uygulanabileceği açıkça görülür. Başka bir deyişle yargı önüne getirilen bu gibi uyuşmazlıklarda harman yeri vasfının yargı yerinde değiştirilebileceği düşünülemez. Az yukarıda sözü edildiği üzere somut olaya 4342 sayılı Kanunun değişik geçici 3. maddesinin ve yine aynı yasanın 14 maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla 175 parsel sayılı taşınmazın harman yeri vasfının değiştirilerek arsa vasfıyla gerçek kişilere yapılan satış işlemi ve gerçek kişiler adına tescili yasadaki deyimiyle «yolsuz tescil» niteliğindedir. Bu gibi durumlarda hukuken yokluk ifade eden tapu üzerinden iktisapta bulunan kişiler Türk Medeni Kanunun 1023 maddesinden yararlanamaz.
Öncesi harman yeri olan ve kamunun genelinin yararlandığı bu yer imar uygulamasında ancak yine kamunun genelinin yararlandığı bir yer olarak bırakılmak koşuluyla imar planına alınabileceğinden (örneğin …, yol, …, yeşil alan, otopark, toplu taşıma istasyonu, terminal…. gibi) bu yerin
kamunun yararlanmasına tahsis edilmek üzere ve bu koşulla Hazine adına tescili gerekir. Mahkemece bütün bu yönler düşünülmeden ve uygulama yeri olmadığı halde 4342 sayılı Mera Kanunun geçici 3. maddesinden bahsedilerek davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazların kabulü hükmün BOZULMASINA, 27.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.