YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/13011
KARAR NO : 2007/14945
KARAR TARİHİ : 27.11.2007
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.9.2005 gününde verilen dilekçe ile Türk Medeni Kanununun 724.maddesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 5.6.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalının oğlu ile 1988 yılında evlendiğini, davalının adına afet konutu olarak tahsis edilen taşınmazda göstermiş olduğu kısma birikimleri ve yakınlarının yardımı ile 1990 yılında bina inşa edip oturduğunu, bina değerinin arazi değerinden fazla olduğunu belirterek davalı adına kayıtlı bulunan tapu kaydının iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, binanın kendisi tarafından inşa edildiğinin, davacının bir hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile ifraz olanağı bulunmadığından binanın bulunduğu 203 metrekareye isabet eden 103/234 payın davacı adına tesciline karar verilmiş olup hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanunun 684 ve 718.maddeleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) haline geleceğinden o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Yasa koyucu bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmamış, Türk Medeni Kanunun 722, 723, 724.maddelerinin özel bölümleri ile düzenlemiştir.
Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli, esaslı ve tamamlayıcı (mütemmim cüz’ü) nitelikte yapı yapmış ise ve Türk Medeni Kanunun 724.maddesine göre “yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.” Sözkonusu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmazın mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi inançtır. Öngörülen iyi inancın Türk Medeni Kanunun 3.maddesinde hükme bağlanan subjektif iyi inanç olduğunda kuşku yoktur.Bu kural, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilebilecek durumda olmamasını, yada yapıyı yapmakta haklı bir sebebin bulunmasını ifade eder. Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin 12.04.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir. İkinci koşul ise; yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır. Üçüncü koşul olarak da yapıyı yapan, taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemelidir. Uygun bedel genellikle yapı için lazım olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde meydana gelecek noksanlıklar varsa taşınmaza bağlı öteki zararlar göz önünde bulundurularak bu bedelin aşılması hak ve nesafet kuralı gereğidir. Hemen belirtmek gerekir ki, temliken tescil isteme hakkı ancak, yapı yapıldığı sıradaki taşınmazın maliki olan kişiye karşı açılacak davada ileri sürülebilecek bir kişisel hak olup, yenilik doğurucu bu dava sonunda verilen kararın kesinleşmesinden sonra ayni hakka dönüşebilir.
Açıklanan ilkeler doğrultusunda somut olaya dönüldüğünde;
Dava konusu 183 ada 50 parsel numaralı taşınmaz 1975 yılında yapılan kamulaştırma sonucu Hazine adına kayıtlı iken, 7269 ve 1051 Sayılı Afetler Kanununun 23.maddesi uyarınca 1997 tarihinde davalı adına tescil edilmiştir. Davacının iddiasına göre bina 1990 yılında ve taşınmaz henüz Hazine adına kayıtlı iken yapılmıştır. Az yukarıda da değinildiği üzere başkasının arazisi üzerine kendi malzemesi ile bina yapan kişinin TMK.un 724. maddesi gereğince tesci1 isteğinin kabulü için öncelikle subjektif iyiniyet koşulunun gerçekleşmiş olması gerekli olup iyiniyetin binanın yapımına başlanmasından bitimine kadar devam etmiş olması gereklidir. Somut olayda ise, binanın yapıldığı tarihte taşınmaz Hazine adına kayıtlı olup aksini kanıtlayan başka bir belge de bulunmadığından subjektif iyiniyetin gerçekleştiğinden söz edilemez. Kaldı ki davacı iddiasını kanıtlayan yazılı bir belge de sunmamıştır.Belirtilen nedenle mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de;
Yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise, tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsadığından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için de bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gereklidir. İmar Müdürlüğünün 17.1.2007 tarihli yazısı ile dava konusu taşınmazın binaların bulunduğu konuma göre ifrazının mümkün olmadığı belirtildiği halde davanın niteliği gözetilmeksizin bu kısmın davacı adına pay olarak tescili de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 27.11.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.