YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/13023
KARAR NO : 2007/14946
KARAR TARİHİ : 27.11.2007
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.4.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın husumetten reddine dair verilen 27.8.2007 günlü hükmün Yargıtayca davacı vekili incelenmesi tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, adına kayıtlı 104 ve 105 parsellerden davalı adına kayıtlı 108 parsel numaralı taşınmaz lehine geçit hakkı tesis edildiğini, davalının geçit olarak bırakılan yerden daha fazla yer kullanmak suretiyle müdahelede bulunduğunu belirterek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu 104 ve 105 parsel numaralı taşınmazların davacı muris … … adına kayıtlı olup elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi bulunduğu, davacının diğer mirasçıları davaya dahil etmeyeceğini bildirdiğinden husumet yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapuya kayıtlı taşınmaza elatmanın önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Dava konusu 104 ve 105 parsel numaralı taşınmazlar … … adına tapuda kayıtlıdır. Mirasçılık belgesine göre 1972 yılında ölen tapu maliki … …’ın davacı … dışında başkaca mirasçıları da olduğu görülmektedir. Kayıt maliki …’nin terekesinin elbirliği mülkiyeti halinde bulunduğu tartışmasızdır.
Burada hemen belirtilmelidir ki; elbirliği halinde mülkiyet yasa veya yasanın kabul ettiği sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bir mala veya hakka birlikte malik olma durumunu ifade eder. Elbirliği mülkiyeti ortaklarının tüzel kişiliği yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak elbirliği ortaklarının tümüne aittir. Bu özelliğinden dolayı da elbirliği halinde mülkiyete ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Her ne kadar Türk Medeni Kanunun 702/2.maddesinde kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliği ile karar verme şartı aranmışsa da son fıkrada «ortaklardan her biri topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.» hükmü getirilmiştir.
Bu hükmün 743 sayılı Medeni Kanununun 581. maddesinden farklı olarak düzenlenmesindeki neden kuşkusuz eski yasa yürürlüğünde ortaya çıkan bazı güçlükleri gidermektir. Böyle olunca olağan hakların korunması veya oybirliği ile karar vermeyi gerektiren nedenlerin ne olduğu bunlar arasındaki ayrımın sonuçları üzerinde durulması gerekecektir.
Olağan koruma eylemleri onarımlar, mahsullerin toplanması, bozulacak olanların satılması acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemin yerine getirilmesi ile istihkak, elatmanın önlenmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan taleplerdir. Bunlarla ilgili olmak üzere elbirliği ortaklarından her biri bağımsız olarak dava hakkını kullanabilir. Fakat, Türk Medeni Kanunun 702/2. maddesinde aranan ortakların oybirliği şartı hiç şüphesiz terekeye ait bir hakkın tasarruf işlemleridir. Bu halde mülkiyet değişikliği söz konusu olacağından ortaklar oybirliği ile karar vermelidir. (HGK.16.02.2005 tarih 2005/8-22-2005/64 sayılı karar).
Somut olayda; dava kayıt maliki …’nin mirasçılarından olan … tarafından açılmış ise de dava niteliği itibariyle terekeye dahil malın olağan koruma talebini içerdiğinden, davanın elbirliği ortaklarından sadece birisi tarafından açılıp sürdürülmesinde yasaya aykırılık yoktur. Belirtilen nedenle işin esasına girilerek toplanacak deliller sonucu oluşacak duruma göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yazılı nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine 27.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.