YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/13221
KARAR NO : 2007/16549
KARAR TARİHİ : 28.12.2007
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 03.07.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalılar arsa sahipleri yönünden davanın reddine, davacı yüklenici bakımından tazminat yönünden kabulüne dair verilen 01.05.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, yüklenicinin temliki nedenine dayalı tapu iptali tescil olmadığı takdirde yapının 11 numaralı bağımsız bölüm tapusunun daire değerine orantılı olarak kayıt iptali ve tescil istemlerine ilişkindir.
Davalı arsa sahipleri yüklenici ile olan sözleşmenin feshedildiğini, açılan davanın reddini, davalı yüklenici … ise, davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.
Mahkemece tapu iptali tescil isteminin reddine, bağımsız bölümün değeri olarak saptanan 25.000 YTL davalı yükleniciden tahsiline, arsa sahipleri hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Kural, borç ilişkisinin sonucu olan edimin alacaklıya ifasıdır. Fakat hayat şartları, ticaret ve ekonomi gereksinmeleri, alacaklının ifayı beklemeden alacağını başkasına devretmesi veya borçlunun borcunu bir başkasına nakletmesi yollarının da açılmasını zorunlu kılmıştır. Görülüyor ki, alacağın temliki hayatın ihtiyaçlarından ortaya çıkan bir hukuk kurumudur. Örneğin, arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmelerinde bina yapım işini borçlanan yüklenici finans ihtiyacı duyar. Bu ihtiyacın yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölüm veya bölümlerin onun tarafından daha inşaat aşamasında üçüncü kişilere satılarak veya satış vaadinde bulunularak karşılanması mümkündür. Aslında arsa sahibinin kural olarak Borçlar
Kanununun 364. uyarınca eserin tesliminde vermesi gereken arsa payını, inşaat aşamasında yükleniciye devretmesi, yüklenicinin de bunu üçüncü kişilere temlik ederek finans sağlaması, arsa sahibinin yükleniciye kredi kullandırması demektir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse; alacağın temliki, alacaklı ile onu devralan üçüncü şahıs arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir akiddir. Borçlar Kanununun 163. hükmüne göre temlik sözleşmesi temlik edenle temlik alan arasındaki yazılı sözleşme ile kurulabilir. Ne var ki alacağın temlikinde aranan yazılı şekil temlik sözleşmesinin resmi şekilde yapılmasına engel değildir.
Davadaki istemin dayanağı biçimine uygun düzenlenen 05.06.1998 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesidir. Bu sözleşmeyle davalılardan yüklenici arsa sahipleri ile olan 13.09.1993 günlü arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi gereğince kendisine bırakılması kararlaştırılan 11 numaralı bağımsız bölümdeki şahsi hakkını davacıya temlik etmiştir. Anılan temlik işleminin hüküm ve sonuç doğurması kuşkusuz davalılar arasındaki 13.09.1993 günlü sözleşmenin ifa ile sonuçlanmasına bağlıdır. Çünkü temlik edilen gerçek alacak ne ise ondan ibarettir.
Ancak somut olayda, davalılar arasındaki arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin aynı yer 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/726 sayılı dosyasında açılan dava sonucu yüklenicinin temerrüdüne bağlı olarak hükmen feshedildiği yükleniciye peşinen yapılan tapu devrinin arsa sahiplerine iade edildiği mahkeme hükmünün de 23.02.1998 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Görülüyor ki; davalılardan yüklenici fesih kararının kesinleşmesinden sonra gerçekte var olmadığı hükmen saptanan bir alacağını 05.06.1998 tarihinde davacıya temlik etmiştir. Bu temlikin hüküm ve sonuç meydana getirmeyeceği, sadece bir taahhüt işlemi olarak yükleniciyi borçlandıracağı açıktır. Dolayısıyla davacı, arsa sahiplerinden yüklenicinin temlikine dayanarak mülkiyet aktarımı isteminde bulunamaz. Sadece akidi olan yükleniciden Borçlar Kanununun 96. maddesine dayanarak ve o maddesi koşullar yerine gelmişse adem-i ifa sebebiyle tazminat isteyebilir.
Borcun ifa edilmemesi borçlunun sözleşmenin kendisine yüklediği ifa yüküne karşı bir davranış içinde olmasını ifade eder. Bu durumda borçlu ya borcu ifa imkanını kendi kusuru sonucu kaybetmiştir, ya borcu ifa imkanına sahip olduğu halde, haklı bir sebep bulunmaksızın, ifadan tüm olarak kaçınmaktadır veya ifa etmiştir ama bu ifası noksandır,ayıplıdır,ya da borçlu
ifada kusurlu olarak gecikmiştir. Kural olarak borcun ifa edilmemesi borçlunun sorumluluğu sonucunu meydana getirir ve borcun ifa edilmemesinde borçlu “kusurlu” kabul edilir. Borçlar Kanunun 96-100. maddeleri muaccel borcun ifa edilmemesi sonuçlarını düzenlemektedir.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin herhangi bir nedenle ifa edilmemesi sonucu, vaad alacaklısı, alacağını kısmen veya tamamen elde edemez. Dolaysıyla ademi ifa nedeniyle zarara uğrar. Borçlar Kanununun 96’cı maddesi “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği taktirde borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur” hükmü uyarınca da alacaklı zararının tazmini gerekir. Borçlu bu sorumluluktan ancak kendisine bir kusur isnat edilemeyeceğini kanıtlarsa kurtulabilir. Bu tazminatın nedeni borçlunun taahhüdünü ihlal etmesidir. Borçlunun taahhüdü genellikle bir akde dayanır. Onun için buna (akdi tazminat), borçlunun sorumluluğuna da (akdi sorumluluk) denilmektedir.
Akdi sorumluluğun söz konusu olabilmesi için şu temel şartların olayda varlığı aranmalıdır:
Geçerli bir borç ilişkisinin varlığı;
Bu borcun ya hiç ifa edilmemiş, ya da kısmen ifa edilmiş bulunması;
Borçlunun ademi ifasından alacaklının bir zarar görmesi;
Zarar ile borcun ifa edilmemesi arasında bir illiyet bağı olması;
Borçlunun ifa etmemede kusurlu olması.
Mahkemece ortaya konan tüm bu hukuki açıklamalar dikkate alınmak suretiyle adem-i ifa nedeniyle 05.06.1998 günlü sözleşmenin akidi olan yükleniciden bilirkişinin saptadığı davacı zararının tahsiline karar verilmesi, sözleşmenin tarafı olmayan arsa sahipleri hakkındaki davanın da reddedilmiş olunmasında yasaya aykırılık yoktur.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, 4077 sayılı Yasanın 23/2. maddesi gereğince davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 28.12.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.