YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/15476
KARAR NO : 2007/16207
KARAR TARİHİ : 24.12.2007
Mahkemesi :Sulh Hukuk
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.05.2004 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 27.10.2004 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava mülkiyet hakkı ve komşuluk hukukuna aykırı davranışların giderilmesi istemiyle açılmıştır. Davalı davacı taşınmazına elatmasının olmadığını davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanunun 683 maddesi “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü ile malikin mülkiyet hakkının hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir. Anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “Komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. (önceki Medeni Kanunun 661.) maddesi “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşuların etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Somut olayda; davacı mülkiyet hakkına elatma dışında davalının astığı ışık tabelalarından taşınmazına yağmur suyu girdiğini tabelalar ışıklı olduğundan gece vakti kendisinin ve ailesinin rahatsız olduğunu da ileri sürmüştür. Ne var ki bu iddia araştırılmamıştır. Gerçekten, tabelalardan dolayı yağmur suyu davacının taşınmazına akıp zarar veriyor ve ışıklı tabelalar davacı ve ailesini geceleri rahatsız ediyor ise bunların komşuluk hukukuna dayanılarak giderilmesi de dava konusu yapılabilir. O halde davacının komşuluk hukukuna dayalı iddialarında keşfen ve bilirkişi marifetiyle yukarıdaki yönteme uygun araştırılması komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde mahkemece, kurulacak hükümde, zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Değinilen bu husus üzerinde durulmaksızın uyuşmazlığı salt mülkiyet hukuku çerçevesinde incelenerek davanın yazılı olduğu şekilde reddedilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 24.12.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.