YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/15536
KARAR NO : 2007/16127
KARAR TARİHİ : 24.12.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.10.2006 gününde verilen dilekçe ile noter satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 04.07.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar dayanılan satış vaadi sözleşmelerinin sahte olduğunu hükmen iptalini sağladıklarını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece ferağa icbar yoluyla tescili istenen kayıtlarda davalılar malik olmadıkları gibi zamanaşımı da gerçekleştiğinden, davanın reddine karar verilmiştir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri resmi şekil şartına bağlı iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşmelerdendir. Vaad borçlusunun edimini yerine getirmemesi halinde vaad alacaklısı Türk Medeni Kanununun 716. maddesine dayanarak borcun hükmen yerine getirilmesini dava edebilir.
Somut olayda; davacıların dayandığı 13.10.1994 ve 20.10.1994 günlü sözleşmeler biçimine uygun düzenlenmiştir. Bu sözleşmelerde vaad borçlusu davalıların şahsi hakkın temliki suretiyle dava dışı Mustafa Aktaş’dan kazandıkları şahsi hakkın otuz dönümlük kısmını davacı …’e on dönümlük kısmın ise davacı Fezai’ye temlik ettiği görülmektedir. Satış vaadine konu taşınmazlar sözleşmede Marmaris … Çiftliği 25 … 1291 tarih, 30 Mart 1290 tarih, 19 ve bunun gittisi olan 3 Eylül 1340 tarih 3 numaralı tapu kaydı olarak yazılmıştır.
Burada öncelikle çözülmesi gereken sorun zamanaşımı süresinin gerçekleşip gerçekleşmediği meselesidir. Gerçekten; taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmünce 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Bu sürede yasanın 128. maddesi hükmüne göre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Dayanılan sözleşmelerde ifa olanağının «devam eden mahkemeler sonunda» doğacağı hükme bağlandığından, taraflardan devam eden mahkemelerden neyi kasdettikleri sorulup saptanmadan bu konudaki delilleri incelenip toplanmada salt sözleşme tarihlerine bakılarak zamanaşımının gerçekleştiğinin kabulü yanlıştır.
Diğer taraftan; tapuda bir başkası adına kayıtlı taşınmazın satış vaadi sözleşmesine konu yapılması olanaklıdır. Önemli olan kayıt malikleri ile vaad borçlusu olan kişiler arasındaki ilişkiyi sağlamaktır. Bu ilişki kurulduğunda, sözleşme konusu taşınmazın vaad alacaklısı adına tescili mümkündür. Aksi durumda ise sözleşmenin ifa olanağının bulunmadığını kabul etmek gerekir. Mahkemece bu hususta yeterli şekilde araştırılmadan davanın reddi doğru değildir.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 24.12.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.