YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2314
KARAR NO : 2007/3301
KARAR TARİHİ : 27.03.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.11.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 9.10.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapu iptali ve tescil istemi ile açılmıştır.
Mahkemece, dava red edilmiş, hükmü davacı Hazine vekili temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden; çekişmeli taşınmazın 4753 sayılı Yasa uygulamasında mera niteliği ile tahsis edildiği, 31.10.1991 tarihinde 2981 sayılı Yasaya göre yapılan kadastro işleminde arsa vasfı ile dava dışı belediye adına tespit ve tescil edildiği, daha sonra belediyenin satışı sonucu davalı gerçek kişi adına kayıt oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
Taşınmazın belediye adına tescilindeki yasal dayanak, 3290 sayılı Kanunla değişik 2981 sayılı Yasanın 10 uncu maddesinin (b) bendidir. Gerçekten, uygulamada kısaca “İmar Affı Kanunu” olarak da bilinen İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler Hakkındaki Kanunun 10. maddesinin (b) bendince Yasanın öngördüğü koşulların varlığı halinde bu gibi yerlerin belediye ve özel idareler adına tescili olanaklıdır. Ancak; belediye adına yapılan tescil yasanın aradığı şartlar yerine getirilmeden eksik ve yetersiz işlemler sonucu gerçekleşmiş ise bu tescil yolsuz tescildir. Kayıt, tapu siciline yolsuz tescil edilmişse bu kaydın iptali için her zaman dava açılma olanağı vardır.
Bu nedenle çekişmeli taşınmazın belediye adına tescil nedeninin yolsuz olup olmadığı üzerinde durulması gerekecektir.
2981 sayılı “İmar Affı Kanunu”nun 10/b maddesi uyarınca bir yer ancak üzerinde imar mevzuatına aykırı olarak toplu binalar inşa edilmiş hisseli veya özel parselasyona dayalı arsa ve arazilerde hisse miktarları ve fiili kullanma durumları dikkate alınarak hak sahipleri adına tescil edilebilir. Somut olayda ise; dava konusu taşınmazın arsa niteliğinde olduğu, 3300 metrekare yüzölçümündeki bu yer üzerinde yapı olarak sadece mandıra binası bulunduğu, bu durumun 2981 sayılı Yasada sözü edilen “toplu yapılaşma” olgusunu yansıtmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, belediyeden alınan yanıta göre taşınmaz 1.1.2003 tarihinden önce kesinleşen imar planı içinde kalmıştır.
4342 sayılı Mera Kanununun Geçici üçüncü maddesinde de toplu yapılaşma olgusu aranmış, 1.1.2003 tarihinden önce kesinleşen planlar içerisinde kalan ve artık mera olarak kullanımı teknik açıdan mümkün olmayan, taşınmazların mera vasfının değiştirilmesi için “imar planları içerisinde yerleşim yerleri olarak işgal edilmesi” şartı getirilmiştir. Demek oluyor ki dava konusu taşınmazın üzerinde yoğun yapılaşma bulunmadığından ne 2981 sayılı Kanunun 10/b uygulaması ile ve ne de 4342 sayılı Kanunun Geçici üçüncü maddesi uygulaması suretiyle yerleşim yeri olmadığından mera vasfı değiştirilerek özel mülkiyet kapsamına alınacak yerlerden değildir. Dava dışı belediye adına yapılan tescil bütün bu açıklamalar sonucu olarak “yolsuz tescil” dir. Türk Medeni Kanununun 1024. maddesi hükmünce bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanarak iyi niyetle mülkiyet hakkı kazandığı iddiasında bulunamaz. Davalı, taşınmazın bulunduğu köy nüfusuna kayıtlı ve orada oturan taşınmazın evveliyatını bilen veya bilmesi gereken kişi olduğundan kazanımı korunamaz. Böyle olunca; öncesi mera olan 2981 sayılı İmar Affı Kanununun 10/b ve 4342 sayılı Mera Kanununun Geçici üçüncü maddeleri hükmünce vasıf değişikliği yapılması mümkün bulunmayan, ancak; 1.1.2003 tarihinden önce kesinleşen imar planları içerisindeki dava konusu taşınmaz kaydının iptali ile hazine adına tescili gerekirken 4342 sayılı Mera Kanununun Geçici üçüncü maddesini öngördüğü koşulların varlığının takdirinde yanılgıya düşülerek reddi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 27.03.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.