YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2719
KARAR NO : 2007/3562
KARAR TARİHİ : 02.04.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.12.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 724.maddesine dayalı temliken tescil istemiyle açılmıştır.
Mahkemece dava kabul edilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanunun 684 ve 718.maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, Yasa koyucu somut olaydaki taşınmazın durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazın maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanunun 722, 723 ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 683.maddesinde yer alan “hukuk düzeninin sınırları içinde” ibaresi malikin kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkisinin sınırsız olmadığını göstermektedir. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlamaların bir kısmı, kamu yararını koruma amacıyla (Anayasa m.35 II) Kamu hukukunca, bir kısmı ise kişilerin çıkarlarını korumak için özel hukukça konmuş bulunmaktadır (Prof.Dr.Şeref Ertaş.Eşya Hukuku.Ankara 2002 sh.205).
Davacının isteminin dayanağı Türk Medeni Kanunun 724.maddesidir. Anılan hükme göre “yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir”. Görülüyor ki, bu hükümle kişilerin çıkarlarını korumak için özel hukukça mülkiyet hakkına sınırlama getirilmiş yasanın aradığı bazı koşulların gerçekleşmesi halinde mülkiyet hakkı sahibinin arzla ilgisi kesilerek yapı sahibine arazinin mülkiyetini talep yetkisi tanınmıştır.
Demek oluyor ki, yasanın malzeme sahibine tanıdığı ilk hak; yapının kullanım alanı mülkiyetinin adına geçirilmesini talep hakkıdır. Malzeme sahibinin arazi mülkiyetinin kendisine geçirmesi için aranan şartlar kural olarak aşağıdaki gibidir;
a- Malzeme maliki iyiniyetli olmalıdır.
b- Yapı kıymeti taşınmaz değerinden açıkça fazla olmalıdır.
c- Yapıyı yapanın (malzeme maliki) taşınmaz malikini uygun bir bedel ödemelidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 724.maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanunun 3.maddesinde hükme bağlanan subjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilebilecek durumda olmamasını, ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme malikinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tesçil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü, bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur.Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
Somut olayda, davacı, davalı babasına ait taşınmaz üzerindeki yapıların onun izni ile yapıldığını iddia etmiştir. Gerçekten dinlenen tanıklardan … taşınmazın davalı tarafından oğlu davacıya bağışlandığını duyduğunu söylemiş diğer tanıklar bu konuda bilgi vermemiştir. Davacının dayandığı adiyen düzenlenmiş yazılı bir bağış sözleşmesi de yoktur. Diğer taraftan bazı tanıklar 997 parsel üzerindeki yapıların sadece davacı tarafından değil davalı ile birlikte yapıldığını ifade etmiştir. Görülüyor ki, davacı dava konusu taşınmazın tapuda davalı babası adına kayıtlı olduğunu bilerek bu yapıları yapmış, yapılar
yapılırken davalının rıza gösterdiği hususu amcası olan tanık dışında tanıklar tarafından doğrulanmamıştır. Taraflar aynı köyde oturan baba-oğuldur. Bazı ahlaki nedenlerle kendisine ait taşınmaz üzerine oğlunun bina yaparak kullanmasını itiraz etmeyen davalının uzun süre suskun kalması ona taşınmaz üzerine yapı yapmak ve ileride taşınmaz mülkiyetini geçirmek üzere rıza gösterdiği anlamına gelmez. Hal böyle olunca, davacının iyiniyetli olduğunun kabulüne olanak yoktur.
İyiniyet koşulu gerçekleşmediğinden davanın reddi yerine istemin hüküm altına alınması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 2.4.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.