Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/3230 E. 2007/7726 K. 19.06.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3230
KARAR NO : 2007/7726
KARAR TARİHİ : 19.06.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.6.2003 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 19.6.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av…. ile karşı taraftan davacı vekili Av.H…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, kişisel hakka dayalı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Davacı 10.12.2001 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığı ve kendisine teslim edilen taşınmazını davalının işgal ettiğini ileri sürerek haksız elatmasının önlenmesini ve ecrimisile hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı aynı taşınmazı 31.7.2000 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını, taşınmazın adına tescili için de dava açtığını savunmuş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği gibi kaynağını Borçlar Kanunu’nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu’nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu’nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Eldeki davada da davacı usulünce düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan kişisel hakkını davalıya karşı ileri sürerek kendisine satışı vaad edilen ve teslim edilen taşınmazı davacının zorla girerek kullandığını ileri sürmektedir.
Gerçekten de, satış vaadi sözleşmesi düzenlendikten sonra davacı sözleşmeye konu taşınmazı kiraya vermiş, icra marifetiyle kira bedellerinin ödenmemesi nedeniyle kiracıyı tahliye ettirmiş ve yine icra vasıtasıyla anahtarda teslim edilmek suretiyle taşınmazın zilyetliğini kazanmıştır. Davalı bu aşamadan sonra dava konusu bağımsız bölüme yerleşmiş ve taşınmaz halen onun kullanımındadır. Davalı da savunmasında taşınmazı biçimine uygun satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını belirtmiş, sözleşmeyi sunmuş, ayrıca sözleşmeden kaynaklanan bu hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açtığını da belirtmiştir.
Mahkemece, davalının açtığı tapu iptali ve tescil davasının sonucu beklenirken bundan vaz geçilerek İcra Müdürlüğü vasıtasıyla teslim edilen yerde davacı zilyetliğinin korunmasının istendiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Az yukarıda da açıklandığı gibi dava kişisel haktan kaynaklanmaktadır. Tarafların kişisel haklarının yarışması söz konusudur. Nitekim, davacı başlanğıçta Sulh Hukuk Mahkemesine dava açmış, davanın zilyetliğin korunması niteliğinde olmadığı şahsi hakka dayandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, bu karar Dairemiz denetiminden de geçerek kesinleşmiştir. Artık davanın şahsi hakka dayalı elatmanın önlenmesi olduğu noktasında davacı yan yararına usulü kazanılmış hak da oluşmuştur.
Tüm bu olgular birlikte gözetildiğinde davalının açtığı tapu iptali ve tescil davası taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde önem arz etmektedir. Yarışan kişisel haklardan hangisine üstünlük verileceğini tapu iptali tescil davası sonucu belirleyecektir. Burada, bir davanın görülmesi sırasında ortaya çıkan ve davanın incelenebilmesi veya sonuçlandırılabilmesi için, mahkemenin görevi dışında kalması sebebiyle, görevli yargılama makamınca veya idari makamlarca çözümlenmesine değin beklenilmesi gereken sorunlar nedeniyle kabul edilen ve bekletici sorun olarak adlandırılan usul hukuk uygulanması gerektiği kuşkusuzdur.
O halde mahkemece … 16.Asliye Hukuk Mahkesinde derdest olan 2004/417 sayılı davalı tarafından açılan tapu iptali tescil davası bekletici sorun olarak kabul edilerek sonucunun beklenmesi gerekirken yanılgıya düşülerek işin esasına girilip yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, 500,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin harcın yatırana iadesine, 19.6.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.