YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/6962
KARAR NO : 2007/8240
KARAR TARİHİ : 26.06.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tük.Mah.Sıf)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.3.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.3.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, davalılar arasındaki arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca davalı yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümün ondan temlik alınması nedeniyle tescili, olanaklı görülmezse bedelinin yükleniciden tahsili istemiyle açılmıştır.
Davalı arsa sahibi binanın tamamlanmadığını, davanın reddini davalı yüklenici ise, 22.10.2001 tarihli davacının babası ile yapılan sözleşmeye göre dava konusu bağımsız bölümün yapılan başka işlere karşı iade edildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapının getirildiği fiziki seviye tescil isteminin kabulüne olanak sağlamadığından, ayrıca 22.10.2001 tarihli sözleşme ile dava konusu bağımsız bölüm davalı yükleniciye iade edildiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Gerçekten, davalılar arasındaki 13.6.2000 günlü arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi, sözleşmenin yüklenici tarafına kişisel hak sağlar. Yüklenici kazandığı kişisel hakkını doğrudan arsa sahibine karşı ileri sürebileceği gibi sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa Borçlar Kanununun 162 ve 163.maddeleri hükümlerince arsa sahibinin onamı gerekmeden üçüncü bir kişiye de temlik edebilir. Somut uyuşmazlıkta, davalılar arasındaki 13.6.2000 tarihli sözleşmenin 9.maddesinde bağımsız bölüm tescilinin ancak yapının bütünü ile bitirilmesi durumunda talep edilebileceği hükme bağlandığından ancak, bilirkişi raporu ile inşaatın getirildiği fiziki seviye %88 olarak saptandığından bu aşamada mülkiyet aktarımı ne doğrudan yüklenici ve ne de onun temliki yoluyla şahsi hak kazanan üçüncü kişi tarafından istenebilir. O yüzden mahkemenin tescil istemini reddetmesinde yasaya aykırılık yoktur.
Davacının ikinci kademedeki tazminat talebine yönelik temyiz itirazına gelince;
Kural olarak, özel hukuk alanında borç ilişkisi ya sözleşmeden yada yasaların açıkça hükme bağladığı konularda kanundan doğar. Sözleşmeden doğan hak ve borçlar ancak onun taraflarına karşı ileri sürülebilir. Somut uyuşmazlıkta; 22.10.2001 günlü “inşaat sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin tarafları; davalı yüklenici … ile dava dışı …, sözleşmenin işveren tarafı ise yine dava dışı ancak davacının babası olduğu anlaşılan … …’tır. Görülüyor ki, ne sözleşmenin ne de sözleşme içeriğinin tarafı olmayan davacı …’ı sözleşme ile bağlı saymak imkanı yoktur. Kaldı ki, aynı kurala HUMK.nun 299.maddesinde de değinilmiş, imzası ikrar veya mahkemece onun olduğuna hükmolunan senedin ancak imza eden ile mirasçıları hakkında geçerli olacağı üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade etmeyeceği kuralı getirmiştir. Diğer taraftan, Borçlar Kanununun 96.maddesi hükmünce alacaklının hakkını kısmen veya tamamen elde edememesi durumunda borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan doğan alacaklı zararlarını tazminle zorunludur.
Bütün bu anlatımların sonucuna göre, mahkemece davacının ikinci kademedeki istemi olan tazminat talebinin sağlanacak delillerin sonucuna göre hüküm altına alınması yerine bu talebinde yazılı olduğu şekilde reddi doğru değildir.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 26.6.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.