Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/7449 E. 2007/7800 K. 20.06.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/7449
KARAR NO : 2007/7800
KARAR TARİHİ : 20.06.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki dava ölünceye kadar bakım akti uyarınca tapu iptali ve tescil, karşı dava sözleşmenin iptali ve tenkis davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 26.2.2007 gün ve 2007/724-1739 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı-k.davacılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesi uyarınca tapu iptali ve tescil, karşı dava ise ehliyetsizlik iddiasına dayalı sözleşmenin iptali istemine ilişkindir.
Asıl davanın kabulüne, sözleşmenin iptali istemine ilişkin karşı davanın reddine dair verilen yerel mahkeme kararı, karşı davanın davacıları tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce oy çokluğu ile onanmış, karşı davanın davacıları bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.
Bilindiği üzere ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükler. Bir ivazlı sözleşme olan ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinde bakım alacaklısı sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.
Karşı davada bakım alacaklısının beyin ameliyatı geçirdiği, bakım sözleşmesinin murisin ağır hastalığı nedeniyle alışılmışın aksine noterde değil murisin evinde düzenlendiği, sonuç olarak sözleşme yapma ehliyetinin bulunmadığı iddia edilmiştir.
Gerçekten davranışlarını, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt etme gücü bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, yükümlülük altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim bu hususa Türk Medeni Kanununun 9.maddesinde değinilmiş ve “fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleri ile hak edinebilir ve borç altına girebilir” hükmü getirilmiştir. Yasanın 10.maddesinde ise fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile reşit olma kabul edilmiş, “ayıt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmüne yer verilmiştir.
Ayırtım gücü ile ilgili 13.maddede “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biri ile akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu Kanununa göre ayırt etme gücüne sahiptir” denilerek ayırtım gücünün bir bakıma tarifi yapılmıştır. Burada hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Kanununun 15.maddesinde de ifadesini bulduğu üzere ayırtım gücü olmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz. Demek oluyor ki, bir kimsenin sözleşme ehliyetinin tespiti şahıs ve mamelek hukuku bakımından meydana getirdiği sonuçlar itibariyle son derece önem taşır.
Somut olayda; karşı davacılar murisin sözleşme ehliyetinin bulunmadığını ileri sürdüğüne göre bu husus yöntemince araştırılmalıdır. Her ne kadar, biçimine uygun noterde düzenlenen 30.9.2002 günlü sözleşmenin ilk sayfasında noterlikçe “ilgililerden … …’a Yenişehir merkez Sağlık Ocağı Tabipliğinden verilmiş 30.9.2002 tarih ve 569 sayılı sağlık raporundan ölünceye kadar bakma sözleşmesi işlemi yapma yetenekleri olduğunun görüldüğü” yazılı ise de, dosyada bu rapor dahi mevcut değildir. O halde, karşı davadaki ehliyetsizlik iddiasına dayalı dava sebebinin üzerinde durulduğunu söylemek mümkün değildir.
Hal böyle olunca, taraflardan karşı dava konusu hakkında gösterecekleri tüm delilleri toplanılmalı, dinlenen tanıklardan bu yönde açıklayıcı doyurucu bilgileri alınmalı, ehliyetsiz olduğu iddia edilen murise ait ameliyat dönemini de kapsar doktor raporları, hasta müşahade kağıtları, film grafileri getirilmeli, temyiz kudretinin yokluğu iddiası salt biyolojik nedenlerle değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan bunun belirlenmesi hakimlik mesleğinden daha çok tıbbi bir konu bulunduğundan en yetkili sağlık kurulundan özellikle adli tıp kurumundan rapor alınarak saptanmalıdır.
Mahkemece karşı davadaki ehliyetsizlik iddiası üzerinde durulmaksızın asıl davanın kabulü karşı davanın ise eksik inceleme ve araştırma ile reddedilmiş olması doğru değildir. Yerel mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken yanılgıya dayalı değerlendirme ile onandığı bu defa yapılan incelemelerde anlaşıldığından karşı davanın davacılarının karar düzeltme istemleri kabul edilmelidir.
SONUÇ: Karşı davanın davacılarının karar düzeltme istemlerinin kabulü ile onamaya ilişkin Dairemizin26.2.2007 tarih 2007/724- 1739 sayılı kararının KALDIRILMASINA, yukarıda yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde iadesine, 20.6.2007 tarihinde oy birliği ile karar verildi.