Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/8498 E. 2007/10314 K. 17.09.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/8498
KARAR NO : 2007/10314
KARAR TARİHİ : 17.09.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.04.2000 gününde verilen dilekçe ile meranın aidiyetinin tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 06.02.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Tatlıcak Belediye vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, mera üzerinde aidiyet iddiası ile açılmıştır.
Mahkemece istem hüküm altına alınmış, kararı davalı … Tüzel Kişiliği ile Hazine temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri verileri tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun yeterince araştırılması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangibir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmelidir. Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak ya da kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun , çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Somut olaya gelince;
Taşınmazın mülkiyet uyuşmazlığının giderildiği kadastro mahkemesinin 1994/89 Esasında kayıtlı davada yapılan keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişiler tespit bilirkişileri ve tanık dava konusu 117 ada 106 parseldeki kadim kullanmanın davalı köy tarafından sürdürüldüğünü ifade etmişler, keza davalı köyün dayandığı 1938 tarih 888 numaralı mera niteliğindeki vergi kaydının dava konusu parseli kapsadığını da bildirmişlerdir. Oysa mahkemece yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi tanık ve tespit bilirkişisi 106 parseldeki kadim kullanmanın davacı köye ait olduğunu söylemişlerdir. Üstelik her iki dava dosyasında dinlenen bilirkişilerden bir kısmı aynı kişidir. Her iki dava dosyasında dinlenen tanık ifadelerinin yek diğerine aykırı olduğu ortadadır. Çelişkili anlatımlar bulunurken bu çelişki giderilmeden istemin yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru değildir.
Mahkemece yapılması gereken iş, HUMK.nun 265. maddesi hükmünce dinlenen tüm tanıklar ve bilirkişiler hazır edilerek taşınmaz başında yeniden keşif yapılıp anlatımlar arasındaki aykırılığı gidermek bunun sonucuna uygun hükme varmak olmalıdır. Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … Tüzel Kişiliği ile Hazinenin temyiz itirazlarını kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 17.09.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.