Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/9013 E. 2007/10392 K. 20.09.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9013
KARAR NO : 2007/10392
KARAR TARİHİ : 20.09.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.4.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.1.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı. müdahil ve dahili davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı köy tüzel kişiliği, kendi köylerine ait meranın kadastro tespiti sırasında davalı köy tüzel kişiliği adına tespit edildiğini, tespitin iptali ile davacı köy tüzel kişiliği adına mera vasfı ile tescilini talep etmiş, davalı davanın reddini savunmuş, mahkemece, verilen kesin mehile davacının uymaması nedeniyle keşif yapılamadığından bahisle, mevcut delillerle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı, müdahil ve dahili davalı hazine vekilleri temyiz etmiştir.
Süreler, kanun tarafından(Kanuni Süreler) tespit edildiği gibi hakim tarafından da tayin edilir(HUMK.m.159). Kanuni süreler, örneğin cevap süresi, temyiz süresi gibi kesindir ve hakim tarafından bu süreler azaltılıp çoğaltılamaz. Ancak, hakimin tayin ettiği süreler kesin değildir. Yargılama hukukunda egemen olan ilkelerden usul ekonomisi ilkesi gereğince, hakim bir davayı, makul süre içinde ve en az giderle sonuçlandırmak zorunda olduğundan bazen taraflara yapacakları işlemler gereği kesin süre verebilir (HUMK m.163-3)
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu nedenlerle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1-Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2-Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3-Yapılacak işlem veya işlemler teker teker, varsa masrafının miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4-Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Somut olayda;, mahkemece keşif kararı ve HUMK.nun 414. maddesi hükmüne göre keşif giderlerinin yatırılması için de aynı kanunun 163. maddesi uyarınca, ilgili tarafa kesin süre verilmiştir. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca keşif için kesin süre verildiğinde de ara kararında; yapılması gereken, işlerin neler olduğunun tam bir açıklıkla belirtilmesi, sürenin yeterli ve elverişli olması; keşif giderlerinin (hakim ve mahkeme personelinin yol tazminatını, taşıt giderlerini, tanık ve bilirkişi ücretlerini ve bunlara çıkarılacak davetiye giderlerini kapsayacak biçimde) ayrıntılı olarak saptanması gerekli iken, bu yönler gözetilmeden, usulüne uygun olarak verilmeyen kesin süre gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de dahili davalı Hazine davada vekille temsil edildiğine göre; davanın reddine karar verilirken Hazine yararına vekalet ücretine hükmedilmelidir.
Mahkemece tüm bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine 20.9.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.