Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/9277 E. 2007/10628 K. 24.09.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9277
KARAR NO : 2007/10628
KARAR TARİHİ : 24.09.2007

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.4.2006 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.2.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, davacıya ait 216 parsel yararına davalılara ait 218 parsel üzerinden Türk Medeni Kanununun 747.maddesine dayanılarak açılmış, geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Mahkemece davacı tarafından taşınmaz üzerine ev yapılarak ruhsat almak için bu davayı açtığı evi yapmadan önce geçit ihtiyacını düşünmesi gerektiğinden davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 (önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Somut olaya gelince; davacıya ait 216 parsel sayılı taşınmazın kadastro paftası ve bilirkişi raporları incelendiğinde genel yola bağlantısının bulunmadığı, dolayısı ile mutlak geçit ihtiyacında olduğu sabittir. Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporundan bilirkişinin altı ayrı alternatif göstererek davacının geçit ihtiyacının bu seçenekler doğrultusunda karşılanabileceğini belirttiği görülmüştür. Davanın niteliği gereği değerlendirmeye alınacak tüm alternatif parsel maliklerinin davada yer almaları gerektiğinden davacıya ayrı bir dava açması için yeterli süre verilerek bu dava ile birleştirilmesi sağlanarak, üretilen alternatiflerden en uygun üzerinden geçit kurulması yerine, somut olaya uygun düşmeyen gerekçe ile davanın reddi doğru olmamış açıklanan nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 24.09.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.