YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9494
KARAR NO : 2007/13608
KARAR TARİHİ : 06.11.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 5.7.1999 gününde verilen dilekçe ile meraya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 14.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 6.11.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. ile karşı taraftan davalı vekili … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dilekçesinde sınırlarını belirttiği meranın kadimden beri …’nün kullanımında olmasına rağmen davalı belediyenin, kendi idari sınırları içerisinde kaldığı gerekçesi ile kullanımlarına engel olduğunu belirterek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu meranın davalı belediyenin idari sınırları içerisinde bulunduğunu, kadimden beri yararlanmakta olduklarını, davacı tarafından daha önce açılan davanın takipsiz bırakıldığı gibi 1195 tarihli ferman kayıtları, şer’i ilamlar ve … 1.Noterliğinin 10086 ve 10087 yevmiye numaralı kayıtları ile dava konusu meranın kendilerine ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Dairemizin 4.4.2005 tarihli kararı ile; seçilen yerel bilirkişilerin tarafsız olmadıkları gerekçesi ile verilen dilekçenin HUMK.un 277. maddesi gereğince incelenmeksizin aynı bilirkişiler ile keşif yapılarak hüküm kurulmasının yerinde olmadığı gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş yada kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı…”öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy yada belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir.
Davayı, yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği yada Hazine açabilir. Davayı açan köy muhtarının veya Belediye Başkanının davayı kabule, vazgeçmeye yada sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, tahsise yada kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri verileri tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun yeterince araştırılması gerektiğinde, köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün kadim yada muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangibir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. (Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak yada kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.)
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun, çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı köy tüzel kişiliği, dilekçelerinde sınırlarını belirttikleri meranın kadimden beri kullanımlarında olduğu halde davalının yararlanmalarına engel olduğunu belirterek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Az yukarıda da açıklandığı üzere, davanın niteliği gereğince keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera ile her hangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. Dairemizin 4.4.2005 tarihli kararında da bu hususa işaret edilmiştir. Ne var ki mahkemece, zabıta aracılığı ile yapılan araştırma sonucu keşifte dinlenen yerel bilirkişilerin dava konusu meradan yararlanmadıkları ve … Köyü nüfusuna kayıtlı olup, daha önce açılan davadaki müdahele istemlerinin de reddedilmiş olması sebebiyle önceki keşif ile yetinilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Yanlar arasında aynı istemle açılan ve … Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/211 Esas sayılı dosyasında görülen davaya, beyanları hükme esas alınan bilirkişilerin bağlı bulunduğu … Köyü tüzel kişiliği adına verilen 9.11.1992 tarihli dilekçede, dava konusu meranın davalı … ve … Köyünün müşterek merası olduğu iddiası ileri sürülerek müdahele isteminde bulunulmuştur. Her ne kadar müdahele istemleri reddedilmiş ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de tüm bunlar mera il ilgili olarak ileri sürülen aidiyet iddiasını ve yerel bilirkişilerin şahsen meradan yararlanmamaları da tarafsız beyanda bulunmayacakları şüphesini ortadan kaldırmaz.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 284.maddesi; “Hakikatın tezahürü için lüzum görürse tahkikat hakimi veya esas davayı rüyet edecek mahkeme evvelki veya yeniden intihap edeceği ehlivukuf vasıtasıyle tekrar tetkikat icra ettirebilir.”Hükmünü içermektedir.
Belirtilen nedenle, gerek anılan yasa hükmü ve gerekse Dairemizin bozma kararı gereğince çekişmeli mera ile her hangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilecek yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile yeniden keşif yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken Dairemizin bozma kararına da yanlış anlam verilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 500.00 YTL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine 6.11. 2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.