Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/9723 E. 2007/11276 K. 03.10.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9723
KARAR NO : 2007/11276
KARAR TARİHİ : 03.10.2007

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.07.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.03.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_

Davacı Hazine, davalıya ait 133 ada 82 parsel sayılı taşınmazın 7,25 m2 lik kısmının idarece tesbit edilen kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürerek bu kısma ilişkin tapu kaydının iptalini ve müdahalenin menini ve muhdesatların kal’ini istemiştir.
Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış, ve davanın reddini savunmuştur. Mahkemece mahallinde keşif yapılmış, uzman bilirkişiler tarafından saptanan kıyı kenar çizgisi içinde kalan yer olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı idare vekili temyize getirmiştir.
Uyuşmazlık Türk Medeni Kanunun 715 ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa dayanılarak açılan tapu iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın bu niteliğine göre önemli olan kıyı-kenar çizgisinin yöntemince saptanmasıdır.
Az yukarıda söylendiği üzere kıyıların niteliği Türk Medeni Kanunun 715.maddesinde gösterilmiş, 13.03.1972 tarih 7/4 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararında kıyıların menfaati umuma ait yerlerden
olduğu, 28.11.1997 tarih ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararında da ilke olarak mülkiyet hukuku yönünden kıyı-kenar çizgisinin belirlenme görevinin Adli yargı yerine ait bulunduğu, ancak 3621 sayılı Yasanın 5 ve 9.maddeleri hükmünce idarenin belirlediği ve idari yargı yerine başvurulmaması yüzünden yargı yolunun kapanmış olması nedeniyle kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi bulunursa adli yargı yerinde saptamanın buna uygun yapılacağı kabul edilmiştir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun-başka emsalleri varsa da-26.06.2003 tarih ve 2003/14-97 Esas ve 2003/110 karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. Bütün bunlardan mülkiyet hukukundan kaynaklanan tüm uyuşmazlıkları çözmekle Adli Yargı yerinin görevli olduğu, 3621 sayılı Yasanın kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesinde ve uygulanmasında ortaya çıkacak çekişmelerde Adli Yargı görevini kısıtlayacak bir hüküm içermediği sonucu çıkmaktadır. O halde mahkemece kıyı-kenar çizgisinin az yukarıda sözü edilen 13.3.1972 tarih 7/4 sayılı ve 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları doğrultusunda saptanmasını benimseyen uygulaması yasalara aykırı değildir. Ne var ki; bilirkişilerce kıyı kenar çizgisinin saptanması bakımından yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyleki;
Yukarıdan beri söylendiği üzere somut olayda idari merci olan Valilik taşınmazın bulunduğu mahalde 3621 sayılı kanunun 5 ve 9.maddelerine dayanarak kıyı kenar çizgisini belirlemiş ve bu 25.10.1996 ve 07.12.2001 tarihlerinde ilgili Bakanlıkça onanmıştır. Bu belirleme 28.11.1997 günlü İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmediğinden Adli Yargı yerini bağlamaz. Ancak orta yerde idarenin bir saptaması ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmaları ve ortaya çıkardıkları bilimsel değerler vardır. Bu değerleri yok saymak ta olmaz. Bu nedenle mahkemece, aralarında bu konuda uzman ziraat, harita mühendisi ve jeolog veya jeomorfologların bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle, bölgeye ait memleket ve askeri harita, … fotoğrafları, Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünce kıyı kenar çizgisi saptaması ile ilgili tüm evrak, belge ve haritalar mahalline uygulatılmalı, gerekir ise çeşitli katmanlardan alınacak toprak numunelerinde nitelik araştırması yaptırılmalı ve tüm bu çalışmalar sonucu tespit edilen kıyı kenar çizgisi idarenin belirlediği kıyı kenar çizgisi ile farklılık oluşur ise bunun nedenleri bilimsel değerlere dayalı gerekçeleri ile bilirkişilere açıklattırılmalı, mevcut ve belirlenen kıyı kenar-kenar çizgisi fen krokisinde gösterilerek keşfi izlemeye uygun fen krokisi almak suretiyle ve İdare Mahkemesinde dava açılıp açılmadığı kesin olarak saptandıktan sonra toplanan tüm bu delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar vermek gerekir iken eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ.Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı idare temsilcisi ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 03.10.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.