YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9881
KARAR NO : 2007/11581
KARAR TARİHİ : 04.10.2007
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 03.07.2006 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 12.03.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, 336 parsel sayılı taşınmazın kendisine, 335 parsel sayılı taşınmazın da davalılara ait olduğunu, davalı …’in 335 parselde kot farkı oluşturacak şekilde arazi tesviyesi yapması sonucu toprak kaymasına neden olduğunu ve bu eylem nedeniyle iki parselin sınırında bulunan su arkının da ortadan kalktığını belirterek, parsele ve su arkına vaki elatmanın önlenmesi ile tesviye sonucu oluşan kayma nedeniyle meydana gelen tecavüzün önlenmesini istemiştir.
Mahkemece, davalı … yönünden davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, davalı Şerife yönünden davanın reddine karar verilmiş, hükmü davalı … vekili temyiz etmiştir.
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir. Medeni Kanunun 683 maddesi “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü ile malikin mülkiyet hakkının hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir. Anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “Komşu …”
bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. (önceki Medeni Kanunun 661.) maddesi “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden … yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşuların etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan … denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece, kurulacak hükümde, zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Dosyada mevcut kayıtlara göre taraflar birbirine sınır iki taşınmazın makili olup, davacının isteminin niteliği itibariyle komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine yönelik olduğu açıktır.
27.10.2006 günü yapılan keşif sonucu Ziraat Mühendisi bilirkişi … … tarafından düzenlenen 26.11.2006 günlü raporda davacıya ait 336 parselden davalıların 335 parseline 40 m²lik bir toprak kaymasının olduğu, bu kaymadaki temel sebebin iki parsel arasındaki yüksek eğim farkı olduğu, davalı parselinde yapılan tesviye işleminin söz konusu toprak kaymasında direkt bir etkisinin bulunmadığı, toprak kaymasının önlenebilmesi için iki sınır arasının ağaçlandırılması ve sınıra istinat duvarı yapılması gerektiği, bu duvarın toprağını koruma amacı ile davacı tarafından yapılmasının uygun olacağı görüşü belirtilmiştir.
19.01.2007 günü yapılan keşiften sonra Fen bilirkişisi … Kara düzenlediği 29.01.2007 günlü krokili raporunda davacı parselinin çöken yerini yeşil boyalı kalemle, davalı parsele kayan toprak kısmını da kırmızı boyalı kalemle göstermiş; her iki parsel arasındaki kot farkının 5,5 m olduğunu belirtmiştir. Ziraatçi bilirkişiler de aynı günlü raporlarında, davacı parselindeki çökmeyi iki parsel arasındaki yüksek eğim ve kot farkı, davalı 335 parselde yapılan tesviye çalışmaları ile davacı 336 parseldeki toprak işleme faaliyetleri gibi sebeplerin değişik oranlardaki etkisi ve birbirleri ile etkileşiminin sebep olduğu, çökmenin olumsuz etkisinin ortadan kaldırılması ve oluşabilecek yeni çökmelerin önlenebilmesi için de iki parsel arasındaki sınıra derin temelli istinat duvarı yapılması gerektiğini açıklamışlar, 26.02.2007 günlü ek raporda da istinat duvarının niteliği, gerekli malzeme ve yapım bedelini hesaplayarak bildirmişlerdir.
Mahkeme, iki taşınmaz arasına belirtilen şekilde istinat duvarını davalı …’in yapması suretiyle elatmanın önlenmesine karar vermiştir.
Bilindiği üzere, çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet; geniş hatlar buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683.maddesinde “Bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737.maddesi, komşuluk ilişkilerinden … zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırlarını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygunun bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır. Bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne suretle giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun alınacak raporlar da değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmelidir.Somut olayda; çekişme konusu yerde yapılacak duvar için bilirkişilerce belirlenmiş bulunan boyutlar davacı taşınmazındaki toprağın daha düşük seviyedeki davalı taşınmazına doğru kaymasını engelleyecek nitelikte olduğu açıktır. Ne var ki, davacı taşınmazındaki eğimden ötürü kayma nedeniyle meydana gelen bu fiili sonuç münhasıran davalı tarafın eylemi ile oluşmamıştır. Kayma sonucunu doğuran nedenler bilirkişi raporundan fenne uygun biçimde açıklanmış olup, bunlardan sadece davalı tarafından kendi taşınmazında yaptığı tesviye çalışmasının olaya etkisi oranında davalının sorumluluğunu gerektir. Kaymaya etken diğer unsurlar davacının katlanması gereken fiili olgulardır ve taşınmazın bulunduğu durum itibariyle doğal olarak kaymayı önlemek için gerekli tedbirleri almak görevi taşınmazın sahibine aittir. Bilirkişilerin raporları ile davacı taşınmazından davalı taşınmazına doğru kaymayı önlemek için istinat duvarı yapılması gerektiği açık olarak saptanmıştır. Yapılması zorunlu olan bu duvarın açıklanan niteliği itibariyle, bilirkişilerden alınacak raporla davalının bu duvarın yapılmasına sebep olma yönünde sorumluluk oranı belirlenmesi, davacı tarafından uygun duvarın yapılması halinde, hakkaniyet ilkelerine uygun şekilde davalıya da bir etki ve kusuru bulunduğunun anlaşılması halinde bu oranda bir sorumluluk yüklenmesi gerekirken, toprak kaymasından dolayı tüm kusur davalıya aitmiş gibi yanlış değerlendirme yapılarak, istinat duvarı yapılması sorumluluğunun tümüyle davalıya yüklenmesi suretiyle hüküm kurulması doğru görülmediğinden bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, 04.10.2007 tarihinde oy birliği ile karar verildi.