YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11906
KARAR NO : 2008/13306
KARAR TARİHİ : 11.11.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.05.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı Hazine, … , merkez … mahallesinde bulunan 1314 ada 232 parsel sayılı taşınmazın evveliyatının mera olduğunu , taşınmazın imar planı içine alınarak 3194 sayılı İmar Kanunun 18 maddesi uyarınca ifraz edilerek arsa vasfı ile belediye adına tescil edildiğini , imar planı içinde kalması nedeniyle mera vasfını yitiren taşınmazların Hazine adına tescil edilmesi gerektiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalı … , taşınmazların imar planında kaldığını ve mera vasfını taşımadığını savunmuştur.
Mahkemece, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesindeki koşulların davalı yararına gerçekleştiğinden söz edilerek dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı Hazine temyiz etmiştir.
Dosya kapsamında toplanan delillere göre, 6.8.1970 tarihinde yapılan tapulama işleminde 113476.00 metrekare yüzölçümündeki dava konusu 1314 ada 232 parsel sayılı taşınmazın mera vasfı ile tespit edildiği, 11.12.2001 tarihli belediye encümen kararına istinaden 3194 sayılı İmar Kanununun 18 maddesi uyarınca yapılan uygulama sonucu yirmi adet taşınmaza ifraz edildiği,bu parsellerden 5411 ada 1, 5412 ada 1 ve 5405 ada 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde … bulunduğu, 5219 ada 1 parselin imar planında … yeri olarak ayrıldığı diğer parsellerde ise her hangi bir … bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için meraların hukuki niteliğinin saptanması, meralık vasfının ne şekilde değişeceğinin belirlenmesi ve imar planı kapsamında kalan meraların hukuki durumu üzerinde durulması gerekmektedir.
4342 sayılı Mera Kanununda, hayvan otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri kullanılan taşınmazlar (m 3/a) mera olarak tanımlanmış ve kullanım hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye ait olan meraların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilmiştir. (m 4/1) Ayrıca meraların özel mülkiyete geçirilemeyeceği de yasada düzenlenmiştir. (m 4/3)
3194 Sayılı Yasanın 11. maddesi yine anılan Yasa ile değiştirilmiş, imar planı sınırları içindeki kadastrol yollar ile meydanların, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanım amacına konu olacağı belirtilmiştir. (m 35.) Böylece mera sözcüğü 3194 Sayılı Yasanın 11. maddesi kapsamından çıkarılmış ve meraların belediyeler tarafından imar planı kapsamına alınarak bu vasfını yitirmesinin önüne geçilmiştir.
Mera Kanunun yürürlüğe girdiği 28.2.1998 tarihinden önceki uygulamada da, 3194 sayılı yasanın 11. maddesi uyarınca imar planı kapsamına alınan meraların Danıştay 1. Dairesinin 10.2.1989 tarih 1988/326-1989/19 sayılı kararı uyarınca “… imar planı sınırları içindeki meraların, planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan meralık niteliğini yitireceği, bu yerlerden genel hizmetlere ayrılanların belediye veya özel idareye bedelsiz terkinin gerekeceği, genel hizmetler dışında özel mülkiyete konu olabilecek bir amaca ayrılan yerlerin onaylanmış imar planıyla getirilen kullanım amacına konu ve tabi olacakları, ancak bu durumun meralardan elde edilen yerlerin belediyeler adına tescilini gerektirmeyeceği” öngörülmüştür.
Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü de Danıştay kararı doğrultusunda çıkarttığı 1.5.1989 tarihli ve 1498 sayılı Genelgesinde “…imar planında meydan, yol, …, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu, terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerler dışında kalan ve konut, sanayi ve ticaret alanı gibi özel mülkiyete konu olan kısımların arsa vasfıyla artık belediyeler adına değil, … adına tescil edileceği” şeklinde düzenleme getirmiştir.
Görüldüğü üzere, imar planı içindeki meraların planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan mera vasfını yitireceğinden, imar planında genel hizmetlere
ayrılanların ( yol, … , yeşil saha, meydan, otopark, terminal gibi ) belediye veya özel idareye bedelsiz terkini gerekeceğinden tapunun beyanlar hanesine ancak imar planında yazılı genel hizmet amacıyla kullanılabileceğine dair şerh verilerek belediye adına, bunun dışındaki özel mülkiyete konu olabilecek konut, sanayi ve ticaret alanında kalanların ise Hazine adına tescil edilmesi gerekir.
Belediye adına tescili gerekmeyen yerler belediye adına tescil edilmiş ise “Yolsuz tescil ” olacağından Hazine her zaman bu iddia ile dava açabilir. Ne var ki başlangıçtaki tescil işlemi yolsuz tescil olsa da 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi hükmü bu tür tescil işlemlerinin davalı … adına devam etmesi olanağı sağladığından, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi şartları üzerinde durulması gerekir.
Anılan madde uyarıca işlem yapabilmesi için;
a)Mera, 4342 sayılı kanunun geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 03.05.2005 tarihi itibariyle Belediye ve mücavir alan sınırları içersinde bulunmalıdır. Zira bu tarih itibariyle köy sınırları içersinde bulunan veya bu tarihten sonra Belediye ve mücavir alan sınırları içersine alınan meralarda bu madde hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur.
b)Mera, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içersinde kalmalıdır. Bu tarihten sonra imar planı içersine alınan veya imar planı bulunmayan yerlerdeki meralarda bu madde hükmü uygulanmaz. Yasa hükmünde geçen “imar planından” maksat ise, her türlü ölçekteki plan yani nazım, uygulama veya mevzi imar planıdır.
c)Meranın, yerleşim yeri olarak işgal edilmesi, yani bu şekilde kullanılması, yerleşim ve işgal durumunun da 01.01.2003 tarihinden önce var olması gerekir. Bu tarihten sonra işgal edilerek yerleşim yeri olarak kullanılan meralarda bu madde hükmü uygulanamaz. Bu maddenin uygulanmasında “yerleşim yeri” kavramı konut, konaklama, turizm, sanayi, askeri ve benzeri amaçlar için kullanılmak üzere planlanarak yapılaşmış veya eskiden beri bu amaçlarla kullanılan şehir, kasaba ve beldelerin üzerinde yapılaşma bulunan yerleşik alanlarını ifade etmektedir.
d)Diğer bir koşul da; meranın, mera niteliği ile kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunmamasıdır.
Bu açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya bakıldığında; 5411 ada 1, 5412 ada 1, 5405 ada 5 parsel sayılı taşınmaz ile bilirkişi tarafından imar planında … yeri olarak ayrıldığı bildirilen 5291 ada 1 parsel sayılı taşınmaz
dışındaki diğer taşınmazların üzerlerinde her hangi bir yapılaşma bulunmadığı anlaşıldığından yukarıda sözü edilen 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinde yazılı koşulların davalı … yararına gerçekleştiğinden söz edilemez. Bu parsellerin imar planında özel mülkiyete konu olabilecek alanda kaldıkları da bildirildiğinden bu parseller yönünden davanın kabulü gerekir.
5411 ada 1, 5412 ada 1 ve 5405 ada 5 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde yapılaşma bulunduğu ve 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içinde kaldığı bildirilmiş ise de; yapılaşmanın az yukarıda açıklandığı gibi 01.01.2003 tarihinden önce olup olmadığı araştırılmamıştır. Bu parsellerdeki yapılaşmanın 01.01.2003 tarihinden önce olup olmadığı, varsa … ruhsat tarihleri de araştırılmak suretiyle saptanmalı, yerleşim ve işgal durumunun 01.01.2003 tarihinden önce olduğunun anlaşılması halinde, şimdi olduğu gibi davanın reddine karar verilmelidir. Yapılaşma ve işgalin 01.01.2003 tarihinden sonra olduğunun saptanması halinde ise, Mera Kanununun geçici 3. maddesi koşulları gerçekleşmediğinden bu parseller yönünden da davanın kabulüne karar verilmelidir.
5291 ada 1 parsel yönünden ise, anılan parselin imar planında genel hizmetlere ayrılan … yeri alanında kaldığı belirtildiğinden ve yukarıda belirtildiği üzere tapunun beyanlar hanesine imar planında yazılı amaçla kullanılabileceği yazılmak suretiyle belediye adına tescili gereken taşınmazlardan olduğundan bu parsel yönünden davanın reddine karar verilmelidir.
Mahkemece tüm bu yönler üzerinde durulmadan yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.11.2008 tarihinde oy birliği ile karar verildi.