Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2008/14062 E. 2009/1597 K. 10.02.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/14062
KARAR NO : 2009/1597
KARAR TARİHİ : 10.02.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.4.2007 gününde verilen dilekçe ile meraya müdahalenin meni istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 1.7.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 10.2.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı ve vekili Av…. ile karşı taraftan davalı vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı köy tüzel kişiliği, köylerine ait olan meraya davalı köyün elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı köy tüzel kişiliği ise savunmasında; dava konusu meranın köylerine ait olduğunu, yıllardır kiraya vermek suretiyle de tasarruf ettiklerini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı köy tüzel kişiliği temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3,4)
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin
ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
16.6.2008 tarihinde mahallinde yapılan keşifte komşu köyden seçilen ve yöreyi iyi bildikleri anlaşılan ve tarafsızlıklarından da kuşku duyulmayan yerel bilirkişi … Ateş ve 1.7.2008 tarihli duruşmada dinlenen tanık … … uyumlu anlatımlarıyla, kendilerini bileliden beri uyuşmazlık konusu meranın her iki köy halkınca ortak kullanıldığını bildirmişlerdir. Toplanan
diğer delillerle birlikte uyuşmazlık konusu meranın kadim kullanma durumuna göre taraf köylere ait olduğu anlaşılmakta olup, mahkeme hükmü gerekçe itibariyle doğru ise de, hüküm fıkrası oluşturulurken “davanın reddine” denilmekle, uyuşmazlık konusu merada davacı köyün ortak kullanımına el atılmadığı, davada davacı köyün tümden haksız olduğu anlamını davet eder bir ifade kullanılarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Mahkemece, davalı köyün ortak kullanma hakkı olduğu anlaşılan meradan, davacı köyün ortak kullanım hakkına yaptığı müdahalenin men’ine karar verilmelidir. Açıklanan nedenlerle hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 625 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine 10.2.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.