YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/9895
KARAR NO : 2008/12337
KARAR TARİHİ : 24.10.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 22.12.2003 gününde verilen dilekçe ile mecra hakkı tesisi istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … ve … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 15 parsel sayılı taşınmazı içerisinde bulunan değirmeni çalıştırabilmek için davalılara ait 33, 32, 21 ve 34 parsel sayılı taşınmazların 60 yıldır var olan kısımlarından veya mahkemece uygun görülecek bölümleri üzerinde mecra hakkı kurulmasını istemiş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen hüküm Dairemizce 18.09.2006 günlü ilam ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Dairemiz bozma kararı gereğince inceleme yapılarak 18.12.2007 günlü bilirkişi raporun ve ekindeki krokiye göre davacının 106 ada 15 parsel sayılı taşınmazı yararına 109 ada 33, 32, 21 ve 20 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde mecra hakkı tesisine karar verilmiştir.
Hükmü, 109 ada 21 parsel maliki davalılar … ve … temyiz etmiştir.
Davadaki istemin dayanağı Türk Medeni Kanununun 744.maddesidir. Anılan hükümden yararlanmak isteyen bir taşınmaz maliki öncelikle su yolu mecrası ihtiyacı içinde olduğunu ispat etmelidir. Davacının taşınmazı içerisinde yıllar önce yapılmış ve babası tarafından kullanılan değirmenin yıkılması ve davadan bir süre önce davacı tarafından onarılarak yeniden çalıştırılmak istenmesi tek başına bu ihtiyaç içinde olduğunu göstermez. Dosya kapsamı ile davacının böyle bir zorunlu ihtiyaç içerisinde bulunduğu da kanıtlanmış değildir.
Diğer yandan, mecra hakkı kurulması istemine ilişkin hakkın kaynağı komşuluk hukukundan aldığı söylemek gerekir. Maddenin Kanun içerisindeki sistematik yerine bakıldığında mecranın geçirilmesi lüzumu komşuluk ilişkisine dayanmalıdır. Komşunun mutlaka bitişik taşınmaz olması gerekmez. Ancak, komşu kavramına girmeyen uzaktaki bu işletme, su, elektrik gibi ulaştırma tesisatını geçirmek için de maddeden yararlanmaz. Somut olayda, dere içinden alınacak olan suyun davalılara ait taşınmazlardan geçirilecek ark ile davacının 15 parsel sayılı taşınmazına ulaşması için çok uzun bir mesafeden geçmesi gerektiği krokiden açıkça görülmektedir. Bu mesafenin komşuları tarafından katlanılabilir bir mesafe olmadığı açıktır.
Davacı, taşınmazı içerisinde bulunan değirmeni çalıştırmak suretiyle ekonomik yarar sağlanmayı amaçlamaktır. Davacının sırf bu amaç nedeniyle davalı taşınmaz maliklerinden fedakarlık beklemesi istemin dayanağını oluşturan Türk Medeni Kanununun 744.maddesinin amacına aykırıdır. Davacının sağlayacağı yararın, davalıların uğrayacağı zarardan üstün tutulması da düşünülemez.
Açıklanan tüm bu hususlar gözetilemeden davanın reddine karar vermek gerekirken yükümlü kılınan taşınmazları da bölmek, ekonomik ve geometrik bütünlüklerini bozmak suretiyle davanın kabulü doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 24.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.