Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/10077 E. 2009/13473 K. 24.11.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10077
KARAR NO : 2009/13473
KARAR TARİHİ : 24.11.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : … VD.

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 16.09.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 03.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R

Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Satış vaadi borçlusu, zamanaşımı def’inde bulunmuş, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, zamanaşımı sebebiyle dava reddedilmiştir.
Hükmü, vaat alacaklısı mirasçıları temyiz etmiştir.
Aslında zamanaşımı borcu gerçek anlamda sona erdiren bir sebep değildir. Zamanaşımı borcun nisbi bir sona erme sebebidir. Belirli bir zamanın geçmesi borcu doğrudan doğruya sona erdirmez. Ancak alacaklının elinden borçlu istemediği taktirde alacağı dava yoluyla takip ve tahsil etme imkanını alır. Zamanaşımı borçluya sadece bir defi hakkı verir. Bu zamanaşımı defidir. Borçlu zamanaşımı defini ileri sürdüğü taktirde alacaklının açmış olduğu dava reddedilir. Zamanaşımının kabulünü haklı gösteren iki neden vardır. Birinci sebep, uzun zaman alacağını aramayan alacaklı borçlu aleyhine dava açmamalıdır. Kamu yararı hukuki güven ve sosyal barış bunu gerektirir. İkinci sebep ise, hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi, mahkemelerin çok eski sorunlarla işgal edilmemesidir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla
./..
2009/10077 – 13473 – 2 –

beraber “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran bir süre geçimidir.
BK.m.128’e göre; “müruruzaman, alacağın muaccel olduğu zamandan başlar; alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruruzaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.” Görülüyor ki, kural zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten başlamasıdır. Alacağın muaccel olması, ifa zamanının gelmiş, ifaya engel bir durumun kalmamış olması demektir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davada dayanılan 05.11.1996 günlü sözleşme tarihine göre davanın açıldığı 16.09.2008 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ortadadır. Ancak, yukarıdan beri yapılan açıklamalara göre mahkemece bir inceleme, araştırma yapılmamış, örneğin; taşınmazlardaki zilyetlik durumu, bazı taşınmazların halen dava konusu olması nedeniyle ifa olanağının bulunup bulunmadığı tartışma dışı bırakılmıştır. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı davalarda zamanaşımı kural olarak alacağın muaccel olduğu andan itibaren başlayacağından ve taşınmazlar vaat alacaklısına teslim edilmişse veya davanın tarafları taşınmazda birlikte zilyet iseler cereyan etmeyeceğinden bu hususlar araştırılmamıştır.
Eksik incelemeye araştırmaya dayalı hüküm açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 24.11.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.