Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/11133 E. 2009/12795 K. 12.11.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11133
KARAR NO : 2009/12795
KARAR TARİHİ : 12.11.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 26.06.2008 gününde verilen dilekçe ile irtifak hakkının terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 03.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı, 2 ada 40 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 17.03.1995 – 17.03.2044 tarihleri arasında taşınmaz üzerine sergi alanı ve müze yapılmak üzere davalı lehine 49 yıllık irtifak hakkı tesis edildiğini, irtifak hakkı sözleşmesinin 6.maddesi gereğince irtifak hakkı kurulmasından itibaren 6 yıl içinde yapılması gereken restorasyon çalışmalarının tamamlanmadığı gibi izinsiz uygulamalar nedeniyle belediye tarafından çalışmaların durdurulduğunu, ayrıca irtifak bedellerinin de ödenmediğini ileri sürerek irtifak hakkının terkinini talep etmiştir.
Davalı, davacı idarenin geriye yönelik fahiş miktarlar üzerinden irtifak hakkı bedeli talep ettiğini, bedele ilişkin davalarının İstanbul 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde derdest olduğunu, restorasyon projeleri ile ilgili taleplerinin reddi nedeni ile idari yargıda açtıkları davaların derdest bulunduğunu, ayrıca İstanbul 5.Asliye Hukuk Mahkemesinde aynı nedenle açılan davanın retle sonuçlandığını ve davada verilen kararın bu dava için kesin hüküm oluşturacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, İstanbul 5.Asliye Hukuk Mahkemesinde sonuçlanan 2001/435-475 sayılı davada da irtifak hakkının terkini istendiği, istemin reddedilerek kesinleştiği ve o davanın eldeki dava için kesin hüküm oluşturduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
./..
2009/11133 – 12795 – 2 –

Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, intifa hakkının terkini isteğine ilişkindir.
Türk Medeni Kanununun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı taşınırlar, taşınmazlar hatta haklar veya bir malvarlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir şahsi irtifak türüdür.
Taşınmaz mallar üzerinde intifa hakkı, resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili ile, taşınırlar üzerinde ise taşınır eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesiyle kurulur. Alacaklar üzerinde intifa hakkı ise; hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle kurulabilir. (TMK.m.795)
İntifa hakkı; bir süreyle sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü veya tüzelkişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünüyle, harap olması sebebiyle artık ondan yararlanma olanağının kalmaması durumlarında sona erer. (TMK.m.796)
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkının tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceği kararlaştırılabilir. Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse malik bozulan yararlar dengesini ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar intifa hakkının sona ermesi sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796. vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktrindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Şeref Ertaş. Eşya Hukuku Ankara 2004.s.463; Oğuzman /Seliçi/Oktay-Özdemir. Eşya Hukuku İstanbul 2004, s.634).
İntifa hakkının terkinine ilişkin yapılan genel açıklamalardan sonra somut olaya baktığımızda, davacı idare adına kayıtlı 2 ada 40 parsel sayılı taşınmaz üzerine 17.03.1995 tarihli resmi senet ile davalı yararına 49 yıllığına intifa hakkı tesis edildiği, tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen resmi senette hakkın konusu, tarafların yükümlülüklerinin açıklandığı anlaşılmaktadır. İntifa hakkı sahibinin sözleşme gereğince taşınmazı Habitat II Şehir Zirvesi nedeniyle sergi alanı olarak kullanacağı, daha sonra da İstanbul Müzesi ve Darphane
./..
2009/11133 – 12795 – 3 –

Müzesi haline dönüştürülerek kullanılacağı sözleşmenin 3.maddesinde belirtilmiş, 6. maddede ise binalarda yapılacak restorasyonun 6 yıl içinde tamamlanacağı belirtilmiştir. Davacı, eldeki davada sözleşmenin 6.maddesine aykırı davranıldığını, restorasyon çalışmaları yapılmadığı gibi faaliyetlerin belediye tarafından durdurulması nedeniyle restorasyonun tamamlanmasının da mümkün olmadığını ayrıca irtifak bedellerinin de ödenmediğini ileri sürerek terkin istemektedir.
Mahkemece bu istemin Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin denetiminden geçerek kesinleşen İstanbul 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/435 – 475 sayılı dosyasında incelenerek sonuçlandırıldığı gerekçesiyle kesin hükmün varlığı kabul edilmiştir.
Bilindiği gibi hukuk düzeninde istikrar sağlama amacı taşıyan kesin hüküm, hükme karşı yasa yollarının tükenmesi (şekli anlamda kesin hüküm) ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir daha dava konusu yapılmaması (maddi anlamda kesin hüküm) şeklinde hukuk yargılama sistemimizde yer almaktadır.
Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılamaması amacını güden maddi anlamda kesin hüküm HUMK’nun 237. maddesinde düzenlenmiştir.
Anılan maddeye göre kesin hükmün oluşabilmesi için;
1-Dava konusunun, diğer bir anlatımla dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması,
2-Dava sebebinin yani davanın dayanağı olan vakıaların aynı olması,
3-Davanın taraflarının aynı olması gereklidir.
Görülmekte olan eldeki dava için daha önce kesinleşen 5.Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın kesin hüküm oluşturup oluşturmadığını kesin hükme ilişkin bu açıklamalar çerçevesinde irdelediğimizde davanın konusunun ve taraflarının aynı olduğu açıktır. Ancak, dava sebebinin diğer bir anlatımla davacının dayandığı vakıaların da her iki dava açısından aynı olması gerekmektedir.
Asliye 5.Hukuk Mahkemesindeki davada davacı idare terkin için yine sözleşmeye aykırılık iddiasına dayanmış, ancak aykırılık nedeni olarak yapılacak çalışmalar sırasında Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünden izin alınmadığını, yapılan uygulamaların çevredeki diğer binaların görünüm ve kullanımlarını etkileyip tehlikeye soktuğunu, tüm bu hususların sözleşmeye aykırı olduğunu, sözleşmenin 13.maddesinde öngörülen irtifak hakkının terkini koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek irtifak hakkının sona erdirilerek tapudaki kaydın terkinini istemiştir.
./..

2009/11133 – 12795 – 4 –

Davanın kabulüne dair verilen karar Yargıtay 1.Hukuk Dairesince, taşınmazda yapılan çalışmaların Habitat II Şehir Zirvesi kapsamında açılacak sergi için kalıcı olmayacak nitelikte çalışmalar olduğu ve tarihi dokuyu bozmadığı ayrıca sözleşmenin 6.maddesi kapsamında yapılması gereken restorasyon ve onarım çalışmaları kapsamında bulunmadığı, bu nedenle de irtifak hakkını iptal ettirecek derecede bir ihlalden söz edilemeyeceği nedeniyle davanın reddi gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.
Görülüyor ki; kesin hüküm nedeni kabul edilen davada davacı, irtifak hakkının (intifa hakkı) restorasyon çalışmalarının Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünden izin almadan, tarihi dokuyu bozacak ve çevredeki taşınmazları tehlikeye sokacak şekilde yapılmasını sözleşmeye aykırılık olarak ileri sürmüştür. Eldeki davada ise, sözleşmenin 6.maddesindeki verilen süre içerisinde restorasyon çalışmalarının yapılmadığı, yapılmasının da mümkün olmadığı ve ayrıca irtifak bedellerinin ödenmediği iddiasına dayanmaktadır. Her iki davada dayanılan vakıalar farklı olup mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken kesin hükmün varlığından bahisle davanın reddi doğru olmamış, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, 12.11.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.