Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/1488 E. 2009/2660 K. 04.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1488
KARAR NO : 2009/2660
KARAR TARİHİ : 04.03.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.06.2001 gününde verilen dilekçe ile muarazanın men’i ve meraya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.10.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … Köyü vekili, davalı … Köyü ile komşu olduklarını, davalı köyün her iki köy arasındaki ortak sınırı değiştirerek Karasenir mevkiinde bulunan meralarına müdahale ettiğini belirterek müşterek sınırın tespiti ile bu sınırın batısındaki sahaya yapılan müdahalenin önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı vekili ise, her iki köy arasındaki sınırın 1930 yılında belirlendiğini, bu sınırların sabit olduğunu, müdahalenin sözkonusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, iki köy idari sınırı ile kadastro çalışma alanı sınırı arasında kalan 4.556.333 m2’lik yerin davacı köye ait olduğunun tespiti ile davalı köyün müdahalesinin önlenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3,4)
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu yerden yararlanma hakkının hangi köye ait olduğunun tespitine ilişkindir.
Az yukarıda da açıklandığı üzere, 31.05.1965 tarih ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile bir köy ya da belediye sınırları içerisinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği, bir başka anlatımla idari sınırların aidiyetinin belirlenmesinde önemli olmadığı kabul edilmiştir.
Mera davalarında tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Nitekim, eldeki davada da herhangi bir tahsis kararına değil kadim yararlanma hakkına dayanılmıştır. Bu nedenle uyuşmazlık çekişmeli yerde kadim yararlanma hakkının hangi köye ait olduğunun saptanması suretiyle çözülecektir.
Mahkemece, mahallinde yapılan keşifte komşu köyden seçilen yerel bilirkişiler … ve …, davalı tanığı …’ın beyanları ile bilirkişi raporları doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak dinlenen yerel bilirkişilerden … 27.02.1933, … 10.05.1942 doğumlu olup tanık da davalı … Köyündendir. Keşifle dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli meradan yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ve kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. Davanın niteliği gereği her iki tarafın kadim yararlanma durumuna dair maddi olayların tanık ve benzeri delillerle kanıtlanması mümkündür. Mahkeme bu hususta mahalli bilirkişilerin verdiği bilgi ile yetinerek hüküm kurmuştur. HUMK.nun 275. Maddesinde hangi amaçla bilirkişinin bilgisine başvurulacağı açıklanmıştır. Tanık sözleri ile tesbiti gereken bir yön için usulünce tanık dinlenmeden bilirkişilerin bilgisi ile yetinilemez. Taşınmazın yer, sınır ve dava tarihindeki değeri konusunda bilgi verecek olan mahalli bilirkişinin yararlanma durumu konusundaki sözleri ancak, tanıkların sözlerinin doğruluğunu gösteren tamamlayıcı bir bilgi olarak gözönünde tutulabilir. Kaldı ki, dinlenen yerel bilirkişiler de yaşları itibariyle kadim yararlanma konusunda gerekli bilgiye sahip olabilecek yaşta değildirler.
Belirtilen nedenle mahkemece içeriği yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi ve tarafların komşu köylerden bildiricekleri tanıkları aracılığı ile dava konusu yerin niteliğinin, kadim yararlanma durumunun mahallinde yapılacak keşif ile saptanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmeski gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 04.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.