YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1901
KARAR NO : 2009/2659
KARAR TARİHİ : 04.03.2009
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.09.2004 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.07.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, adına kayıtlı 112 ada 34 parsel numaralı taşınmazın genel yol ile bağlantısının bulunmadığını belirterek geçit hakkı kurulması isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davacının geçit gereksiniminin samimi olmadığını, komşu parsellerin geçit için daha uygun olduğunu, tüm seçeneklerin değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 112 ada 34 parsel yararına 112 ada 43 parselden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı Atilla Pehlivanoğlu temYiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve dosya kapsamına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Açıklanan ilkeler ışığıda somut olaya gelince;
Davacıya ait 34 parselin geçit gereksiniminin bulunduğu sabittir. Bu husus mahkemece de kabul edilmiş ve 34 parsel yararına geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir. Ancak, az yukarıda da sözedildiği üzere, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmeli, ayrıca taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkate alınmalıdır.
Mahkemece, dosyaya sunulan bilirkişi raporuna göre 43 sayılı parselden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş ise de, fen bilirkişisinin tüm seçenekleri belirtmeyen yetersiz raporu ile ziraatçi bilirkişinin denetim olanağı sağlamayan görüşü ile yetinilerek ve yine dosya kapsamı ile sabit olduğu üzere davalı parseli ile aynı koşullara sahip olan ve bu parselden yüzölçümü olarak da fazla olan 42 sayılı parsel ile 43 sayılı parselin ortak sınırlarından geçit hakkı verilebileceğinin değerlendirilmemesi doğru olmamıştır.
Belirtilen nedenle mahkemece gerekirse mahallinde yeniden keşif yapılarak veya her iki bilirkişiden de denetime elverişli ek rapor alınarak 42 sayılı parsel veya 42 ile 43 sayılı parselin ortak sınırından geçit hakkı verilip verilemeyeceği değerlendirilmeli, oluşacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Belirtilen hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalının temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte açıklanan nedenlerle reddine, (2). bentte yazılı nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 04.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.