Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/1972 E. 2009/2842 K. 09.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1972
KARAR NO : 2009/2842
KARAR TARİHİ : 09.03.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 3.7.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 8.5.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar 19.9.2003 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin feshedildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Davada dayanılan 19.9.2003 günlü sözleşme biçimine uygun düzenlenmiştir. Taraflar arasında dayanılan sözleşmenin feshedildiğine ilişkin yazılı bir delil bulunmadığından sözleşme hüküm ve sonuç meydana getirir. 19.9.2003 günlü sözleşmede davalılardan …’un tanık olarak imzası bulunmaktadır. Başka bir deyişle, davalı … taşınmazın davacıya satışını bilen bir kişidir. Diğer taraftan dosya kapsamından taşınmazdaki zilyetliğin davacı tarafından sürdürüldüğü de anlaşılmaktadır.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzeninin sağlanması düşüncesiyle, satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat, hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddesinde “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Somut olayda; kayıt malikinin mülkiyeti satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan hakkın bertaraf edilmesi kastiyle kötüniyetle kazandığı ileri sürüldüğünden, malikin ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığına bakmak gerekir. Az yukarıda açıklandığı üzere davalılardan … satış vaadi sözleşmesinde tanık olarak imzası bulunan ve taşınmazın davacıya satışının yapıldığını bilen kişidir. Sözleşmenin feshedildiği savunması yazılı delille kanıtlanmadığından davalılar arasındaki tapuda temlik işleminin davacının haklarını bertaraf etmek kastı ile yapıldığını ve davalı …’in kötüniyetli olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece yapılan bu saptama gözetilerek davanın kabulü yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek istek reddedildiğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 9.3.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.